5 Ağustos 2024 Pazartesi

Hintikka Kitabımızın Giriş'i

 

                         GİRİŞ

Bu Giriş yazımızda şu soruların cevabını verelim: Hintikka kimdir? Felsefesi ne tür bir felsefedir? Özgünlükleri nelerdir? Hintikka felsefede ve mantıkta ne gibi yenilikler yapmıştır? Onu diğer filozoflardan ayıran özellikler nelerdir? Çağdaş felsefeyi nasıl etkilemiştir? Onun felsefesinin ekseninde hangi kavram vardır? Yöntem olarak hangi filozoftan etkilenmiştir ve etkilendiği filozofun doktriniyle ilişkisi nasıldır? Diğer dil filozoflarından farklı olarak felsefe tarihine bakışı nasıldır? Felsefenin günümüze günümüzdeki durumuna ilişkin düşünceleri nelerdir? Şimdi sırasıyla bu sorularımızın cevaplarını vermeye çalışalım.

Kaarlo Jaakko Juhani Hintikka (12 Ocak 1929 – 12 Ağustos 2015) felsefeye matematik kariyerinden sonra geçmiştir. Bu nedenle Hintikka bilim adamına ya da matematikçiye diğer filozoflardan daha yakındır. Filozof, Wittgenstein’ı Cambridge’te izleyen, Georg Henrik von Wright’ın öğrencisidir; eğitimini Harvard’da tamamladı (1954); bir süre Finlandiya Helsinki üniversitelerinde çalıştı; Amerika’da Stanford ve Berkeley üniversitelerinde uzun süre öğretim üyeliği yaptı. Hintikka pek çok ödül aldı. Bunlardan biri de 2005’te aldığı Rolf Schock Mantık ve Felsefe Ödülü’dür. Ona bu ödül modal kavramların, özellikle epistemik mantıktaki bilgi ve inanç kavramlarının mantıksal analizine dair yayınlarından dolayı verilmiştir. Pascal Engel filozofu “Kuzey’in Leibniz’i” diye niteler.

Hintikka felsefe tarihinden yapay zekaya, çok farklı alanlarla ilgilenmiştir, pek çok alanda bir öncüdür; çok çeşitli konularda yayınlar yapmıştır. 60 yıllık kariyeri boyunca dört yüz elliden fazla makale, elliden fazla kitap veya monografi yayınlamıştır, 20 kitabın editörlüğünü yapmıştır ve uluslararası dergi veya koleksiyonlarda 300’den fazla bilimsel makale yazmıştır.

 Hintikka felsefesi Frege’yle başlayan mantıkçı tarzda bir felsefedir. Ancak onun mantıkçılığı katı biçimci değildir. Bilindiği gibi konuşma ve düşünme dil felsefesince XX. yüzyıl başında, biçimselleştirildi; bunların insan eylemlerine etkileri göz ardı edildi; “teknoloji” ağırlıklı projeler önalana çıktı. Günümüzde bu panformalizm (tüm biçimcilik, her ifadeyi biçimselleştirme) terk edildi. Artık şu iyi anlaşıldı: Biçimselleştirme sınırlı ifadeler içindir; sözceler tümüyle yalıtılmış mantıksal bir uzayda değil, sosyo kültürel bir ortamda ifade edilir; mantıksal çoğulculuğa sıkı sıkıya bağlıdır. Bu nedenle biçimselleştime tamamen terk edilmedi, ama ölçülü ve gerçekçi bir tutum takındı.

Bu anlayışı günümüz felsefesini derinden etkileyen filozoflara borçluyuz. Söz konusu filozoflardan biri belki de en başta geleni dünyaca ünlü Finlandiyalı filozof ve mantıkçı Hintikka’dır.

Hintikka’nın mantıkçı olarak amacı, mantığı

1. Semantik açıdan geliştirmektir,

2. Teoretik modelleri temel alarak aydınlatmaktadır.

Ayrıca o, modeller teorisini olasılık ve zorunluluk gibi sorunların incelenmesinde temel yapar; inanç ve bilgi gibi önermesel tutumların neden oldukları özel sorunları çözmeye çalışır; bilgi kavramını mantıksal ve semantik analizle ele alır; felsefenin tarihini modeller teorisinden hareketle açıklar.

Hintikka kitaplarıyla makaleleriyle güç problemleri çözmüştür; yeni sorunlar ortaya koymuştur; çok tartışılan problemleri çözmek için yeni yöntemler icat etmiştir; bu yöntemlerle felsefi araştırmaları derinleştirmiştir. Onun yöntemleri ve çözümleri üzerine pek çok yorum yapılmıştır ve hâlâ yapılmaktadır.

Hintikka’yı değerli ve ayrıcalıklı yapan bir dizi özellik vardır. Hintikka felsefe tarihinden yapay zekâya kadar çok farklı ve önemli konuları araştırmıştır; araştırmalarında verimli teknikler kullanmıştır; tutarlı bir bakış açısına sahiptir, çağdaş önemli dil filozoflarının etkili olmuş yöntemlerini kullanmakla yetinmez; onları kendi problematiklerini çözmek için yeni ve farklı bir açıdan geliştirir; olgu durumlarının çok çeşitli olduğunu dikkate alır; farklılıklara karşı duyarlıdır; analizlerinde bireysel olana ve tekil kavramlara önemli yer verir; bilgiyi ifade ederken aşırı biçimselcilikten kaçınır; ılımlı bir biçimselciliği uygular. Çünkü  Hintikka’ya göre aşırı biçimselcilik indirgeyicidir. Her zaman biçimsel modellere başvurmak doğru değildir. Aşırı biçimselcilik  deneyimlerin zenginliğinden yararlanmaz. Deneyimlerin zenginliği modellerle ifade edilebilir. Mantıksal akıl yürütme aşamasızdır; kesintisiz bir süreçtir. Esnek ve çoğul biçimcilik onun felsefesinin ayırt edici özelliklerinden biridir.

Danimarkalı filozof, klasik analitik felsefe geleneğinin dışında felsefi çizgi izler. O, hem Frege, Russell, Carnap, Quine, Peirce, Wittgenstein ve Tarski gibi mantıkçı filozofları ve mantıkçı olmayan Collingwood’u, hem de Aristoteles, Descartes, Leibniz, Husserl ve Wittgenstein gibi filozofları araştırmıştır; bunların problemlerine her zaman yenilikçi bir gözle bakmıştır; bu problemleri yeni yorumlarıyla birleştirmiştir. Gadamer’e derin vukufiyeti vardır

 Hintikka’nın çağdaş filozoflar arasında başlıca esin kaynağı Wittgenstein’dır. Ciddi olarak eleştirdiği Quine’dan da etkilenmiştir. Hintikka Russell’ı ve Wittgenstein’ı betimlemede kullanılan “analitikçi filozof nitelemesini kabul etmez; sadece felsefenin aktüel durumunu değerlendirmekle kalmaz; geleceğiyle ilgili önerilerde de bulunur.

Hintikka, semantikle ilgili çok etkili görüşler ileri sürmüştür. O, teorik oyunlar semantiğinin (sémantique des jeux théoriques) ve sorular-cevaplar semantiğinin babası gibi görülmüştür. Filozof, öte yandan semantik ailesinin önemli bir ögesi olan mümkün dünyalar semantiği konusunda devrimci görüşler ileri sürmüştür.

Hintikka’nın eserlerinde büyük bir tutarlılık vardır. Bu tutarlılık uzun uzun araştırılmış bir mimari eserdeki gibidir. Onun eserleri çok farklı alanlara dair olsa da dağınık bir görünüş izlenimi vermez; onlar arasında birlik vardır. Bu açıdan onun çalışmaları tüm eserleri birlik ve bütünlük içeren büyük filozofların eserlerinden farklı değildir. Hintikka’nın eserlerindeki birliği görmek için onlara çok büyük ve göz alıcı renklere sahip bir halının motiflerine bakar gibi bakmalıdır. O zaman bu birlik yavaş yavaş, ama sonunda iyice görülür.

Hintikka’nın düşüncelerindeki tedrici bir ilerleme vardır. Onun felsefesi birbirinden ayrılmayan iki görünüşe sahiptir. Sorgulama ve kanıtlama.

Hintikka düşüncesinde bir başka önemli özellik de dille düşüncenin birlikteliğidir. O, araştırmalarında hep bu birlikteliği korumak, gerektiğinde geliştirmek ister; hem düşünceden hem de dilden yararlanır. Bu durum Hintikka’nın tutarlı, anlaşılır ve analiz edilebilir sonuçlar elde etmesini sağlamıştır. Düşüncenin diller birlikteliği Hintikka’nın günümüz felsefesine kazandırdığı en orijinal uygulamalardan biridir.

Hintikka hermenötik yöntemleri reddeder. Çünkü ona göre hermenötik dilin evrensel aracılığı olgusuna karşıttır; geçmiş felsefe sistemleri de tıpkı hermenötik gibidir; dilin aracı rolünü inkâr eder.

Hintikka yorumlamacı hermenötiğe karşı olsa da onun felsefi yaklaşımı biçimsel bir hermenötik yani mantıksal hermenötik gibi görülebilir. Biçimsel hermenötik felsefi problemleri çözmek için mantıksal araçları kullanır. Biçimsel hermenötiğe göre mantığın rolü akıl yürütmelere kılavuzluk etmek için a priori bir çerçeve empoze etmek değildir. Bu hermenötik problemleri çözerken çözümü akla uygun bir açıklık sağlamalıdır; bunu yaparken de problemin tümüyle çözüldüğünü, nihai cevaba ulaşıldığını iddia etmemelidir.[1]

Hintikka çağdaş en büyük mantıkçılardandır; modern mantığa; epistemik mantığa*, kanı mantığına (logique doxastique)** önemli katkıları vardır. Hintikka’nın mantıkta diğer çalışma alanları da şunlardır: Matematiksel ve felsefi mantık, tümevarım mantığı, soru cevap mantığı ve bağımsızlık mantığı, dağıtıcı normal biçimler, modeller teorisi***. Onun kümeler teorisi konusunda önemli görüşleri vardır. Fakat o, Husserl fenomenolojisinin özellikle yönelimlilik kavramının anlaşılmasına katkıda bulunmuştur.

 Filozofun ilk çalışmaları mümkün dünyalar teorisiyle ve modal mantıkla ilgilidir. Mümkün dünyalar semantiğine giden yolu daha önce Carnap göstermişti. Fakat bu düşünce biçimi 1960’lı yıllarda Kripke’nin ve Hintikka’nın çalışmalarıyla bir bağımsız düşünme biçimi halini almıştı.

Hintikka’da mantık asla bizatihi araştırılacak bir amaç, bir disiplin değil, bir araç veya uygulamalı bilimdir. O, mantığa, işlerin nasıl yürüdüğünü görmek için ölçekli modeller yapan bir mühendis gibi yaklaşır.

Onun tutkusu gerçekte mantığı semantik açıdan ve teoretik modelleri kullanarak aydınlatmaktadır. Hintikka ayrıca, olasılık ve zorunluluk gibi sorunları incelerken ve felsefe tarihini araştırırken modeller teorisinden yararlanır. İnanç ve bilgi gibi önermesel tutumların neden oldukları özel sorunları mümkün dünyalar (olgu durumları semantiğiyle; bilgi kavramının mantıksal ve semantik analiziyle çözer.

Hintikka referansın kapalılığı, mantıksal biçimler; mantığın belirleyiciliği, nicelemeler gibi teknik konulara dair çok yoğun çalışmalar yapmıştır. Filozof 1995’te yayınlanan bir makalesinde Kripke’nin katı belirtici (özel ad) teorisini eleştirir. Bu teoriyi hem yanlış hem de yararsız bulur. Hintikka’ya göre katı belirticiler yani özel adlar modal profiller birlikte olmalıdır. Katı belirticiler her yerde aynı adı belirtir. Oysa Hintikka’ya göre modal profiller bir kişiyi belli ve özel bir bağlama bağlı olarak belirtir. Örneğin modal profil, B’nin kavramsal olarak mümkün dünyalarda aynı bireyi belirtmesine izin verir. Tüm bağlamlarda katı belirtici olarak anlaşılan terimler tek kullanım şekli değildir.

Hintikka şu kanıdadır: Klasik mantıktaki son gelişmeler, mantığın evrensel olduğu tezinin, evrenselciliğin sonunun geldiğini bildirmektedir. Mantıkta artık realizm* geçerlidir.

Realizmin haklılığını ortaya çıkarmak için mutlakçılıkla mücadele etmelidir. Ancak bunun önünde iki engel vardır:

1. “Belirli bir dil için doğruluk kavramı bu dilde tanımlanamaz düşüncesi.”

2. Kümeler teorisinin* standart olmayan modellerinin varlığı.

Hintikka demektedir ki,

dünyayı betimleyen önermeler (örneğin aksiyomlar sistemi) zorunlu olarak standart modeller değilse, dilimizin realiteyi değiştirmediğini ve ona ulaşmamıza engel olmadığını göstermeyi nasıl umabiliriz.[2]

Mantıkta evrenselciliğe dayanarak rasyonel felsefi bir sistem ortaya konamaz. Bu amaçla sadece mantıksal realizmden yararlanabiliriz; realizm sayesinde felsefe tarihini yeniden yazabiliriz. Hintikka’ya göre felsefi araştırmalarda dilin spekülatif kullanımları artık terk edilmiştir ve dilde felsefi araştırmalar yapılabilmiştir.

Hintikka’ya göre bilimsel kanıtları yöneten mantık, gündelik dilin cümlelerindeki bağlamsal belirsizlikleri de giderir; aynı şekilde mantık soyutlama, analiz, biçimselleştirme ve semboller aracılığıyla etkin olan otonom bir dil oluşturur ve bu dil iletişimde pek de kullanılmaz.

Mantıkçı filozofa göre dil, dünyayı doğruluk koşulları sayesinde betimler. Mantık ise, dilin betimsel fonksiyonlarını analiz eder ve modal zorunluluk (olasılık) kavramını dikkate alır; modal zorunluluk ise fonksiyonları reel nesne durumlarına uygulamaya izin verir. Hintikka bunu yaparken model set* kavramını ortaya atar; modellere biçimsel kapalı bir sistem oluşturmak için değil, fakat deneyimi anlatmak için başvurur.

Finlandiyalı filozof, mantık analizlerinde dil oyunlarından yararlanır ve bilgiyi mantıksal biçimciliğin katı ölçütleriyle açıklamayı da kabul etmez. Ona göre, biçimsel modeller söylemin varlıkla ilişkilerini daha iyi anlamaya izin verir. Şu ikisi Hintikka’nın temel sorularındandır: Ontolojik kategorilerimizin ve özellikle birey kategorimizin kapsamı nedir? Söylemi oluşturan düzen nedir?[3]

Hintikka hem bilgi teorisinde hem de felsefe tarihinde diğer filozoflarından farklı bir analiz yapar. Onun yaklaşımı Wittgenstein’ın “hayat biçimleri”nden yararlanır. Hintikka’ya göre örtük gramer kurallarına karşılık gelen çıkarımsal mantık kuralları vardır. Bu kurallar sözcelerin anlamını dil oyunları ağında belirler. Böyle bir tutum Birinci Wittgenstein’daki mantığın aşkın olduğunu kabul eden tutuma karşıttır. Çünkü birinci Wittgenstein’da dilde bu biçimlerin özelliklerini belirleyen, mantıktır. Hintikka’ya göre Tractatus’un Wittgenstein’ı yani birinci Wittgenstein, metafizik hataların kaynağını gösteren ve Heidegger gibi dille anlatılamaz saydığı şeyi telkin etmeye çalışan bir filozoftur.

Hintikka’nın en önemli tezlerinden ikisi şudur:

A. Wittgenstein’ın her iki dönemdeki eserleri arasında birlik vardır.

B. Semantik sözle anlatılamaz.

Hintikka Wittgenstein felsefesinin hem içlem hem de kaplam bakımından bütüncül ve semantik bir yorumunu yapmayı düşünür. Bu yorum önce kaplam açısındandır. Hintikka şunu söyler: Wittgenstein bütün felsefi kariyeri boyunca semantik ilişkilerin sözle anlatılamazlığını savundu, dil ve realite arasında yatay karşılaştırma ilişkisiyle ilgilendi.

Filozofun düşüncesi genellikle kavramlara dayanır; karmaşıktır ve soyuttur; buna rağmen oldukça derindir; felsefi problemlere yaklaşımı analitiktir ve yapılandırıcıdır; kullandığı biçimsel dil, dilin yapısını anlamayı oldukça kolaylaştırır. Hintikka’nın bilginin doğası ve bilgi edinme süreçleri konularında da önemli görüşleri vardır.

Ona göre dil düşünceyi ve bilgiyi taşıyan bir araçtır; o yüzden, bilgilerdeki farklılıklar bilgi türleri arasındaki farklılıklardır, diye düşünebiliriz.

Hintikka’nın felsefesi kanıtlayabildiği şeyin sonucudur; hipotezlerinin dili son derece tekniktir. Onun teknik analizlerini anlamak kolay değildir. Üstelik Hintikka da bunun farkındadır; buna rağmen yine de yöntemini değiştirmemiştir, daha açık bir üslup kullanmamıştır.

Bu yüzden kimilerine göre uzman olmayanların Hintikka’yı anlamaları çok da kolay değildir. Hintikka’nın farklı alanlara dair yazılarına nüfuz edebilmek için belli bir birikim hatta bazen uzmanlık gerekir.

 Kuşkusuz Hintikka’nın bazı metinlerini özellikle matematik felsefesiyle ve mantıkla ilgili olanları anlamak için bazen uzman seviyesinde ve yeterli bilgiye ihtiyaç vardır. Ancak tümüyle anlaşılmaz olduğuna dair görüş pek de doğru değildir. Çünkü

a)      Her şeyden önce, Hintikka özel okuyucu topluluğuna değil, kendini okuyacak standart kitleye hitap etti. Yazıları çok çeşitli alanlarda olsa bile felsefenin ve mantığın sınırları içindeydi ve filozof çoğunlukla daha geniş bir okuyucu kitlesi için yazıyordu. Örneğin Hintikka oldukça karmaşık mantık sorunlarının yanında Virginia Woolf veya Sherlock Holmes gibi yazarlar hakkında da yazmıştır.

b)     Filozofun felsefe tarihine, Descartes’a, Kant’a ve çağdaş felsefi akımlara dair yazılarını bir felsefe öğrencisi hatta felsefeyle ilgilenen herkes anlayabilir.

c) Onun matematiğe dair yazılarının yanında rahatlıkla okunan Husserl yorumları da vardır. Bunları anlama hiç de zor değildir.

Onun felsefe sistemi tek bir bloktan yontulmuş bir görkemli nesne gibidir. Hintikka’nın ele aldığı konuların çok teknik analizlerden ibaret olması ve çok özel konularla ilgilenmesi onun izole bir hayata yaşadığı anlamına gelmez.

Hintikka, en çok alıntı yapılan analitik filozoflardan biridir ve başarılı bir üniversite hocasıdır. O Finlandiya’da pek çok felsefe kuşağını yetiştirmiştir; bugün onun öğrencileri dünyanın her yerindedir. O ayrıca kurup yönettiği Synthese adlı felsefe dergisiyle yazarlarla okuyucuların buluşmasına ve felsefe kamuoyunun niteliğinin ve niceliğinin artmasına yardımcı olmuştur. Onun bu çok yönlü aktivitesi filozofun hem Finlandiya’da hem Amerika’da yaşamasına yol açmıştır. Çünkü İsveç kralı Gustave Adolphe, Kuzey Krallığı kurarak Hristiyanlığı reforme etmek istiyordu. Felsefede ise durum bunun tersi oldu; eleştirel düşünce kısıtlandı, O nedenle Hintikka Amerikan üniversitelerinde çalışmak zorunda kalmıştır. Fakat bugün yine de Kuzey’in bir Leibniz’i Hintikka vardır.[4]

Hintikka’ya göre dil ve dünya ilişkisinin anlamına dair sezgimizi teorik modelle açıklayabiliriz. Bu teorik modele göre her dil gündelik dil dâhil dilin cümlelerinin doğruluk koşullarının belirlendiği modellere göre işler. Bir dilin yorumu düşüncesi, dil çeşitli yorum modeline sahiptir, düşüncesinden başka bir şey değildir. Yorum modelini değiştiren de yorumlayan kişidir. Konuşanlar belli bir durumda gündelik dili yorum modellerini paylaşılır.

Hintikka’nın ilk dönemi çalışmaları Carnap sonrası semantik dönemin etkisindedir. Bu çalışmalarda şu düşünce hâkimdir: Dil, dünyayı doğruluk terimleriyle betimleme aracıdır.

Hintikka dile dair kitaplarında

A) dilin betimsel fonksiyonlarının analizini birleştirmeye çalışır;

B) model kavramlarını incelemeyi amaçlar.

Hintikka’nın önemli tezlerinden biri de anlamın ve referansın ayrılmazlığıdır. Dil de referans, anlamdan ayrılamaz; anlam nicelenmiş, birinci basamak bir dilde formüle edilir. Bu açıdan Hintikka anlamı ve referansı ayıran mantıkçı filozoflara karşıttır. Mantıkçılara göre, referansın veya yüklemin sabiteleri farklıdır; bu iki sabitenin anlamları da farklı olabilir, ama kaplamları yani referansları açıkça uyuşabilir. Bunun için anlamı ve referansı ayırmalıdır. Oysa Hintikka’ya göre böyle bir ayrım temelsizdir ve çok yanıltıcıdır. Anlamı ve referansı ayıranların gerekçeleri hiç de yeterli değildir. Dilde bireysel sabitelerin referanslarının anlamları, kaplamları dikkate alınarak belirlenemez.

Hintikka’ya göre anlam ve referans ayrılmazlığını her zaman açıkça göremeyebiliriz; yine de bunun sağlam bir temeli vardır. Referansından ayrılmış bir anlam hiç de açık açık değildir; bu nedenle kavranamaz.

Hintikka anlam konusunda meta bir ifadeyi yani “anlam düşüncesi”ni de kabul etmez. Ona göre “anlam düşüncesi” “anlam” ile özdeş değildir. “Anlam düşüncesi”ni iletemeyiz, ama “anlam”ı iletebiliriz. Bir cümlenin anlamı, okuyana ya da dinleyene iletebildiğimiz bilgidir. “Cümlenin anlamı düşüncesi”ni “cümlenin anlamı”ndan nasıl ayırsanız ayırın; cümlenin anlamı düşüncesi tümüyle yetersizdir.[5]

Bir bilgi nedir? Bu, kuşkusuz doğruluk koşullarını tatmin ettiği şekliyle cümlenin ve dünyanın doğru olmasını sağlayan bilgidir. Oysa birinci basamak dilde doğruluk koşulları, tekil terimlerin referanslarından ve yüklemlerin kaplamlarından soyutlanarak belirlenemez. Gerçekte bu kaplamlar ve referanslar nicelendirilmiş cümlelerin doğruluk koşullarının merkezindedir. Bir cümlenin doğruluk değeri içerdiği terimlerin anlamlarının değil, referanslarının ya da kaplamlarının fonksiyonudur. Bundan şu sonuç doğar: Birinci basamak doğru diller için bir referans anlamı belirleyemez.

Bütün bu eleştirilere rağmen Hintikka anlamın ve referansın bazı durumlarda ayrılabileceğini de kabul eder. Çünkü dilimizde bütün ifadeler her zaman basit değildir, kimi zaman karmaşık ifadeler de yer alır. Bu karmaşık ifadeler karmaşık durumları anlatmak için kaçınılmazdır. Bu da referansı belirlemeyi güçleştirebilir. Bunların anlaşılır bir referansları olmasını istersek o zaman çoğul referansı düşünebiliriz ve buna dair çoğul bir referans teorisi geliştirebiliriz.[6]

Finlandiyalı filozof şunu fark etmiştir: Mantıkçılık, dil felsefesinde etkin dil oyunlarıyla karşılaştırıldığında sınırlı bir açıklama gücüne sahiptir. Bu nedenle Hintikka bilgiyi biçimciliğin katı ölçütleriyle açıklamayı da kabul etmez. Ona göre, dil oyunlarından hareketle oluşturulan biçimsel modeller söylemin varlıkla ilişkilerini daha iyi anlamaya izin verir; bu ilişkiyi anlamak, şu iki sorunun cevabını vermekle mümkündür: Ontolojik kategorilerimizin ve özellikle birey kategorimizin kapsamı nedir? Söylemi oluşturan düzen nedir?[7]

Hintikka’ya göre dil felsefesi bilgi teorisine ve zihinsel fenomenlerin analizine yardım edebilir. Hintikka’nın mantık ve dil felsefesinin temeli şu düşüncedir: Tüm filozoflar dili evrensel bir araç kabul etmekle yetinmemelidir, onu ya da hesaplama da (sözcelerin sembolik dille analizi) kabul etmelidir.

Hintikka felsefeye kullandığı kavramlarla değil, çıkardığı sonuçlarla katkı yapmıştır; felsefi sonuçları ortaya koymak için mantıksal teknikler kullanmıştır.

Hintikka’nın temel kaygısı şudur: Felsefenin uygulama alanına örneğin uygulamalı etiğe gereğinden çok yer verilmesi; çünkü aksi takdirde felsefenin gerçek problemlerinden uzaklaşma riskimiz vardır.

Hintikka’nın ilgilendiği önemli filozoflardan biri Kant’tır. Hintikka yargıyı temel alan ve Aristoteles’in düşüncelerini geliştiren Kant’a karşıttır. Bilindiği gibi Kant bilgiyi mümkün kılan koşulları belirlerken Aristoteles gibi yargılara dayanır. Oysa Hintikka’nın yöntemi Kant’ın tersine realisttir; sadece söylemle ilgilenir; O, Kant’a karşıt olarak bizimle kendi başına var olan ve nüfuz edilemez numen alanı arasında bir demir perde olduğuna inanmaz; söylemi temel alır; kendi döneminin biçimsel dilini kullanır; dil oyunlarını yeniden tanımlayarak biçimselciliğini, mantıkçılığını sonuna kadar korur.

Hintikka’ya göre Kant’ın bilgiyi araştırırken kullandığı yöntemlerin bilgisi yani aşkın bilgi bir paradokstur. Zihin, idealar, kategoriler gibi aşkınlar bir bilgi konusu olamaz çünkü “aşkın” hangi kavramı nitelerse nitelesin, bir objenin sıfatı olmaz; bu nedenle asla tam ve doğru olarak bilinemez. Bu nedenle onlar, bilginin nüfuz edilemez sınırlarıdır. Aşkın bilgiyi aşan bir başka aşkın bilgi vardır. Asla son ve nihai aşkının bilgisine ulaşamayız. [8]

Kant deneyimlerimizi sentetik a priori’ye bağlı olarak açıkladığı için gerçekte deneyim kavramamıza ihanet etmiştir. O, bilinç ve realite arasına zihnimizin kategorilerini, duyarlılığın a priori biçimlerini koymuştur. Bu nedenle bilinç ve realite arasında bir ara alanı kabul etmedi. Bu durum onu aşkın bilgiyi ve bizatihi nesnelerin bilgisinin imkânsız olduğunu kabul etmeye götürdü. Ayrıca reelin sınırlarını düşünceyle aşmamızın mümkün olduğu gerçeğini göz ardı etti. Oysa gerçekleşmemiş dış olasılıklar alanına ne kadar çok nüfuz edersek zihnimizin ontolojik gücü o kadar çok gelişir.[9]

Hintikka’ya göre deneyim aşkın mantıkla değil, sadece niceleme mantığıyla açıklanır. Niceleme mantığının yasaları tüm deneyime uygulanır; çünkü deneyim ilke olarak araştırma ve keşif etkinliklerimizin objeleri olabilir. Birinci basamak mantığımız araştırmaya ve keşfe ilişkin bir oyunlarımızın yapılarını yansıtır.[10]

Dünyayı bize verildiği ve gördüğümüz şekliyle algılarız. Bu bilgi hem kavramsal hem de olgusal ögeler içerir. Dünyaya ilişkin derin bilgi yoktur; söylediğimiz her şey icat ettiğimiz kavramlarla ifade edilir. Betimleyen, bildiğimizi sandığımız ve hakkında tikel kavramlar kullanmadan belirlemeler yapabildiğimize inandığımız kendi başına varlık bir yanılsamadır. [11]



[1] Schang, p. 92.

* Modal mantığın bir ya da pek çok failin bilgisi konusundaki akıl yürütmelerini inceleyen dalı. Bu mantık ayrıca diğer faillerin bilgilerinin bilgileri konusundaki akıl yürütmelerini de inceler. Bu mantık bilgi yanında inanç kavramlarını da analiz eder. Analiz yaparken mümkün dünyalara ilişkin biçimsel bir semantiğe dayanır. Epistemik mantık Robert Aumann, tarafından ekonomiye de uygulanmıştır; bu uygulamasıyla Aumann, Nobel Ekonomi ödülünü almıştır. Diğer yandan o, analitik felsefeye epistemolojik açıdan katkıda bulunmuştur; epistemik mantığın kurucusudur.

** Kanı mantığı, inançlar konusundaki akıl yürütmelerle ilgilenen modal mantık türü.

**** Matematik mantığın, yapıların oluşturulmasını ve sınıflamasını inceleyen bir dalıdır. Özellikle yapıların ve sınıfların formüller, terimler ve kanıtlamalar gibi sözdizimsel durumlarını yorumlar. Bu yorumu (doğal bütünler, gruplar evren gibi) matematik yapılar aracılığıyla (anlam ya da doğruluk gibi) semantik doğada kavramlarla ilişkilendirecek şekilde yapar.

* Mantıksal realizm, ifadelerin herhangi bir doğrulamadan bağımsız olarak belirli ve iki değerli bir şekilde anlam ve doğruluk koşullarına sahip olmasıdır. Mantıksal realizmin karşıtı semantik realizmdir. Semantik realizme göre kullanıldıkları bağlamlardan ayrı hiçbir anlam yoktur.

* Kümeler teorisi, matematiğin, matematiksel nesneler olan kümeleri inceleyen dalıdır. Neredeyse bütün matematik kümeler kuramının kendi dilinde ifade edilebilir. Alman matematikçi Georg Cantor tarafından 1874 ile 1895 yılları arasında geliştirilen ve daha sonrasında, Ernst ZermeloKurt Gödel gibi 20. yüzyılın oldukça tanınmış matematikçileri tarafından aksiyomatikleştirilen teoridir.

[2] Ibid., p. 253.

* Matematiksel mantıkta Hintikka’nın model set kümesi, ögeleri aşağıdaki özellikleri karşılayan bir dizi mantıksal formüldür:

1. Bir temel önerme veya onun eşleniği kümede görünebilir ancak her ikisi birden bulunamaz.

2. Kümedeki bir formülün "bağlaşık tipte" bir ana gerçekleştirici varsa, bu durumda onun iki işleneni kümede görünür,

3. Kümedeki bir formülün "ayrık tipte" bir ana operatörü varsa, bu durumda iki işleneninden en az biri kümede görünür.

"Birleşik tip" ve "ayırıcı tip" kelimelerinin tam anlamı semantik tablolar yöntemiyle belirlenir.

[3] Lavand, Nadine “Introduction” à l’intentionnalité et les mondes possibles, p. 10.

 

 

 

 

 

[4] Engel, Pascal “Un Leibniz du nord Nouvel Observateur, Hors série 25 grands penseurs du monde entier, N°57, déc.- 2004 janv. 2005.

 

[5] Hintikka, “Une sémantique adaptée aux attitudes propositionnelles”, dans l’intentionnalité et les mondes possibles, p.39

[6] Hintikka, Jaakko “Semantique des attitudes propositionnelles” traduction,

Savastovsky, Dan, Linx, n°13, 1985, pp. 92- 124

[7] Lavand, Nadine Introduction à l’intentionnalité et les mondes possibles, nouvelle édition augmentée d’une postface, texte traduit et présenté par Nadine Lavand, Septentrion, Presses universitaire du septentrion, Paris, 2011, p. 10.

 

[8] Rigal, Élizabeth, “Présentation” in Jaakko Hintikka: questions de logique et de phénoménologie, Paris, Vrin, 1998, p. 16.

[9] Hintikka, “Degrés et dimensions de l’intentionnalité”, p. 197.

[10] Loc. cit.

[11] Hintikka, L’intentionnalité et les mondes possibles, P.U.L. Lilles, 1989, pp. 59—60.

17 Mayıs 2024 Cuma

Bilimlerin İslamileştirilmesi Çalıştayı'ndaki Müzakerem

 

 

 

 

İSLAM VE BİLİM İLİŞKİSİNE DAİR BAZI DÜŞÜNCELERİM

                                                            Prof. Dr. Zeki ÖZCAN

 

Bu Çalıştayın Saygıdeğer Organizatörleri ve Değerli Katılımcıları,

Sözlerime başlarken hepinizi içtenlikle selamlarım. Sözlerime başlamadan önce çalıştay konusuyla ilgili düşüncelerimi siz önemli bilim adamlarıyla paylaşmam için davette bulunan Sayın Prof. Dr. Mustafa Tekin Bey olmak üzere toplantıyı organize eden kurumun yetkililerine, organizasyondaki tüm görevlilere huzurlarınızda teşekkür ederim.

Şimdi konuyla ilgili görüşlerimi arz etmek istiyorum. 

Görebildiğim kadarıyla "İslami Bilim" problematiği günümüzde önceki yıllardan farklı şekillerde tartışılmaktadır. Geçmişte problem yeni olduğu için tartışanların yeterli birikimi yoktu. Konu akademik çevrelerden çok amatör araştırmalara destek veren Bu problematiğe ilgi duyan akademisyen sayısı azdı; sorun daha çok birkaç üniversite mensubu hariç tutulursa, çoğunlukla kimi dergilerin yazar kadrosundaki kişiler tarafından tartışılıyordu. Bu durum "İslami Bilim"in ne olduğundan ya da ne olması gerektiğinde, yönteminden, sınırlarından, diğer bilimlerle ilişkilerinden ziyade bir imkânın mümkün olup olmamasına odaklıydı; söylenenler de bir iyi niyetin genellikle retorik üslupla ifadesi görünümü arz ediyordu.  Günümüzde "İslami Bilim" kavramı önceki tartışmaları kümülatif tarzda sürdürse de onlardaki naiv yaklaşımı aşmıştır, en azından akademik olma arzusunu daha çok yansıtmaktadır. "Problemi uylaşımsal tarzda çözmek imkânsızdır." demek imkânsızdır; ama kolay olmadığı da çok açıktır. "İnsan ve toplum bilimleri"inin bilimselliği konusunda yaklaşık üç yüz yıldır yapılan tartışmaları dikkate aldığımızda bunu çok daha iyi anlayabiliriz; sonuçta "islami bilim" kavramının imkanını mümkün kabul edenlerin yolun daha başında olduklarını söylemek sanırım harcanan çabayı küçümsemek kat edilen mesafeyi görmezden gelmek değil, umuttan hiçbir şey yitirmemesi gereken bir gerçekliğin ifadesi gibi görülmelidir. 

Bu giriş niteliğindeki sözlerimden sonra şimdi konuya ilişkin görüşlerimi arz etmek istiyorum:

Önce bu projede gerçekleştirilebileceği umudu ifade edilen "islami bilim" ifadesindeki güçlüklere değinmek istiyorum. Şunu ifade etmeliyim: Bilim bir "bavul terim"dir. İçinde son derece heterojen tekil bilimler vardır. Bilimleri metodolojik indirgemeci ve tekelci pozitivist tutumları bir kenara bırakırsak konularına göre ikiye ayırma konusunda büyük ölçüde uylaşım var gibidir: Bunlar doğal nesneleri ve olguları inceleyen nomotetik doğa bilimleri ve insanın bireyselözelliklerini ve toplumsal eylemlerini inceleyen insan ve toplum bilimleridir. Doğa bilimlerine sonuçlarının kesin ya da kesinliğe çok yakın olduğu katı bilimler, insan ve toplum bilimlerine de değişkenlerin çokluğu yüzünde yumuşak bilimler denir. Burada şunu sorabiliriz: "İslami bilim" bunlardan hangisine girecektir? Katı bilimlere mi, yumuşak bilimlere mi? Problemi hem ortaya koyanlar hem de tartışanlar görebildiği kadarıyla hiç değinmemektedirler. Şu açıktır: Bu bilimlerdeki yöntemlerin hiçbiri "İslami bilim"i yapmayı mümkün kılmak için icat edilmemiştir. O nedenle "İslami bilim"in bu bilimler sınıfından birinin yöntemini uygulaması mümkün değildir. Bu dikkate alındığında geriye tek ihtimal kalır: İslami bilim" doğa bilimi de insan ve toplum bilimi de olmayan yeni ve üçüncü bir kategoridir. Burada temel problem bilimi yeniden tanımlayarak elde ettiğimiz üçüncü kategori bilimin meşruluğunun kabulü. Bu nasıl sağlanacaktır? Üçüncü kategori bilimi islami bilimi yapanların daha doğrusu yapacaklarını söyleyenlerin kabulleri bu bilim üzerinde uylaşım olduğu anlamına gelir mi? Bu bilimleri yapacaklarda hangi oryantasyon gerekir? Bunlar Kelamcılar, Fıkıhçılar hadisçiler, din psikologları, sosyologları, felsefecileri eğitimcileri vs. kimlerdir? Bu hakkı kim kime hangi nedenle verme hakkına sahiptir? Yoksa islami interdisipliner tarzda bir islami bilim mi yapılmalıdır? Eğer böyleyse ilahiyat bilimleriyle din bilimlerinin dini obje hakkındaki tespitlerinin homojenliği nasıl ve kim tarafından sağlanacaktır? Bundan da öte bu kadar farklı bilim dallarının perspektivizmin ürünü yorumlarla ulaştıkları sonuçları juxtapoze olmaktan kurtarmanın bir yolu nasıl bulunacaktır? Bu sonuçların bilimdeki olgusallığı karşıladığını garanti edecek bir ölçüt var mıdır?

Bu sorular çoğaltılabilir; ama gereksizdir. Bize göre" İslami bilim" projesini tasarlayanlar bu soruları dikkate alıp üzerinde düşünürlerse, kanaatimce projenin ete kemiğe bürünme şansı daha da artacaktır.

Bize göre İslamî Bilim" kavramının bilimi mikrolaştırma gibi bir riski vardır.  Bu adlandırma inanç-değer-dünya görüşü üçgeninde, kültürel değişkenler göre belirlenmiş bir önermesel tutumlar manzumesi görünüşü ya da ideali amaçlanıyor izlenimi vermektedir. Bu durumda insanın ve toplumun kültür-kimlik bağımlısı olması kaçınılmazdır. O zaman başka kültür-kimliklere mensup kişiler de kendi bilimlerini yapma hakkına sahip olur. O takdirde Budist, Hinduist, hristiyan, yahudi hatta Yoruba bilimlerden söz edilmesi meşru ve mümkün olur. Bu da insani ve toplumsal alanı mikro bilgilerin ve bilimlerin ifade tarzlarına indirgemek yani mikrolaştırmak anlamına gelir.

Mikrolaştırılmış bilimlerin sonuçlarının farklılığı ve karşıtlığı kaçınılmazdır. O zaman üç şeyden birini yapmak gerekir:

1.Mikro bilimlerden biri üzerinde uylaşım sağlamak yani onu protptip kabul ederek makrolaştırmak: Bu kültür-kimlik bağımlı bilim idealinden vazgeçmektir. O nedenle alternatif olarak düşünülmesi, mümkün değildir.

2. Mikro bilimlerin bir üst yönetici bilim çatısı altında bir bilimler federasyonunu kabul etmek. Bu durumda sorun şu olur: Yönetici bilim bir üst bilime dönüşür. Üst bilim ise,  mantıkçıların üst dil olmamasına benzer. Üst dil nasıl olguyla bağını kesmişse yönetici üst bilim de bilimdeki olgusallıkla ilişkisini koparmak zorundadır. Bu durumda bilim olmayan bir bilim kabul etmek zorunda kalınır ki, bu da çelişkilidir.

3. İnsani durumlar düşünüldüğünde yukarıdaki ilk iki alternatiften birinin gerçekleşme şansları pek yoktur. Geriye tek mümkün hatta zorunlu bir alternatif kalır: Her bir mikro bilimin kendi mikro alanında kalmaya razı olması.

Özetle söylersek, açıkladığımız nedenlerden dolayı "islami bilim" "senin bilimin sana, benim bilimim bana" realitesini kabul etmek yani kültür değişkeninin ürünü olmaya razı olmak pahasına gerçekleştirilebilir. 

Proje üzerinde çalışan değerli bilim adamlarının bu konuyu dikkate almalarında yarar olduğunu düşünüyorum.

"İslami bilim" idealinin bir başka dikkate alması gereken durum da bireysel eylemlerin determinasyonu konusudur. Nomotetik bilimlerin doğal determinasyona itaat eden objelerine karşıt olarak insan antropolojik determinsayona da doğrusu psikoloji terimiyle ifade edersek motivasyona itaat eder.  Motivasyon doğal determinasyona karşıt olarak kişisel yönelimlerin ihtiyaç duyduğu bireysel özgürlüğü gerektirir. Kültür ise bireysel eylemleri predetermine eder. Bu durumda predeterminasyon ve bireysel özgürlük arasında baskılayan-baskılanan, zorlayan-zorlanan, buyuran-buyrulan dikotomisi ortaya çıkar. "İslami bilim" bu dikotomiyi nasıl aşacaktır? Yöntem bireyciliğini kabl edecek midir? Bu önemli bir sorundur; çözümüne ilişkin somut öneriler ortaya konmalıdır.   

"İslami bilim" projesi Batı'da Hume'dan Putnam'a bir dizi filozof tarafından savunulan olgu/değer ayrımının imkânsızlığı tezini gerçek/anlam ayrılmazlığı şeklinde farklı bir biçimde kabul etmektedir. Gerçek/anlam bütünlüğünün kaynağı olan olgu/değer bütünlüğü bize göre monist bir açıklamayı idealize etmektedir.  Olgunun dilinin ve değerin dilinin bir ve aynı dilin iki ayrı görünüşü olduğunu kabul etmektedir.  Oysa olguların çeşitliliği kadar değerin de olgu üstü olması bir gerçektir. Öte yandan olgu ve değer arasında bir de estetik alan vardır. Bu durumda üç dilin bilimin, ahlakın ve sanatın dillerini tek bir dile, üç görünüşlü tek bir dile indirgemek nasıl mümkündür? diye düşünmeden edemeyiz.  Proje üzerinde düşünenler bize göre üç görünüşlü tek bir dilin mantıktaki eşdeğer önermelerin değiş tokuş edildikleri gibi değiş tokuş eden bir dil olmadığını somut biçimde ortaya koymalıdır. 

"İslami bilim" projesinin en acil sorununun sınırlarının iyi çizilmesi ve yeniden uygun bir adla ifade edilmesidir. Çünkü yukarıda söylediğimiz gibi "bilim" bir bavul kelimedir. "İslami bilim" bunlardan hangilerine alternatiftir? Pozitif bilimlere mi? İnsan ve Toplum bilimlerine mi ya da her iki gurup bilime mi? Bunu belirlemeden proje "hakkında konuşamadığımız için susmak zorunda kaldığımız" bir program olur. Proje hakkında önerilerde bulunabilmemiz ve eleştirilerde yapabilmemiz için "alternatifi aranan bilim"in hangisi olduğu, dilek ve temenni ifadeleri izlenimi vermeyen açık ve anlaşılır ifadelerle söylenmelidir. Biz burada bir öndüşünme olarak görüşümüzü ifade edelim: "islami bilim" empirik bilimlerin alternatifi düşünülmelidir. Çünkü bu bilimlerin verileri dünyayı tanımayı ve dünyada daha iyi yaşamayı sağlar. Bu veriler yok sayılamadığı gibi onların yerine geçecek bilgi türü de yoktur.

O zaman geriye  "islami bilim" projesi tek bir gerekçe kalır. O da İnsan ve Toplum bilimlerinin alternatifi olmak. Alternatif insan ve toplum bilimi olabilmek için bu bilimlerin hangi nedenle yetersiz ya da metodolojik olarak yanlış oldukları ve bu teresizliklerin nasıl giderileceği; hangi araştırma yönteminin daha mükemmel sonuçlara ulaşmaya izin vereceği, örneklerle ortaya konmalıdır.

Burada şu temel gerçeği gözden kaçırmamalıdır: "İslam bilimi" nasıl anlaşılırsa anlaşılsın bir paradigmaya dayanmak zorundadır. Oysa insani olgular çok çeşitli ve değişkendir. Eyleme olduğu kadar psişeye de bağlıdır. Bir değerler dizisi tüm insani olguları anlamanın ölçütü yapıldığında olguların çeşitliliği göz ardı edilir. Bütün çeşitlilikleri içeren tek bir paradigma yoktur.  Paradigmaların çeşitliliği bir zorunluluk olarak karşımızdadır. "İslami bilim" ya bu paradigma çoğulluğuyla yüzleşmek ya da bir paradigmaya dayanmayı terk etmek zorundadır. Paradigmaların birinin veya birkaçının diğerlerine  üstünlüğünün objektif nedeni yoktur; sadece uylaşımsal olmayan  a priori bir tercihin ürünüdür. Dışlanan paradigmalar da kabul edilen paradigmalar kadar kabul edilme hakkına sahiptir.

Öbür yandan "paradigma tercihi" zorunluluğundan kurtulmak için paradigma yerine tekil insani olguların doğrudan gözlem betimi konabilir mi?  Bu durumda bilim mantalitesinden uzaklaşıp bağlamsallığın içinde tutsak olmak zorunda kalmaz mıyız?  Paradigma problemi "islami bilim" tasavvurunun çözmesi gereken en önemli problemlerden biri olduğunu düşünüyorum.

Öte yandan bu projenin nitel/nicel sarmalından nasıl kurtulacağı, bunların karşıt mı yoksa birbirinin tamamlayıcısı mı oldukları "islami bilim"de bunların yerlerinin ve değerlerinin ne olduğu da açıklanmalıdır.

Bu proje insanı anlamaya ve açıklamaya çalışırken dayandığı temel ilkeleri dünyadaki empirik insanın gözlemlenmesinden değil; yorumlanabilir ama değiştirilemez ve göz ardı edilemez Tanrısal ifadelerden almayı önermektedir.  Çağdaş din bilimcisi açısından hareket noktası olacak ifadeleri tevarüs ettiği tarihsel yorumların ötesinde tıpkı bir doğa yasası homojenliğinde anlamayı sağlayan şey nedir? İlke yapılan ifadenin anlamı konusunda uylaşım nasıl sağlanacaktır?

Öte yandan kutsal metnin ifadeleri metnin muhataplarıyla ilişkisinin zorunlu bir sonucu olarak tek anlamlı olduğu kadar da çok anlamlıdır? Bağlamla sınırlı olmayan ifadeler oldukları kadar bağlamsal ifadelerdir. Bu durumda hangi ifadeler bilimsel ilke koymaya esin kaynağı olacaktır? Tek anlamlı/bağlamsız ifadeler mi çok anlamlı/bağlamlı ifadeler mi? Yoksa her iki sınıf birlikte mi? Eğer birinci grubu esin kaynağı kabul edersek "yorumlanabilir; ama değiştirilemezlik/yok sayılamazlık" ilkesi terk edilmiş olmayacak mıdır? Çok anlamlı ifadelerin teoride değil pratikte dikkate alınmaması nasıl ve hangi gerekçeyle mümkündür? Sorunun önemini konuyla ilgili herkes için oldukça açıktır.

Bu proje teorik olarak tutarlı bütün ayrıntıları üzerinde düşünülmüş, sistematik açıdan son derece uyumlu birbirini destekleyen ve tamamlayan ögelerden oluşsa bile çok daha önemli bir sorunla karşı karşıya kalır: Teleolojik/ Eskatolojik bilim araştırması olmak. Bu projenin teleolojik/eskatolojik bilim projesi olması kaçınılmazdır. Çünkü mevcut insan ve toplum bilimleri paradigmalarına alternatif aramayı gerektiren neden, insanın dünyadaki bulunuşunun anlamı ve değerine ilişkin tasavvurun kaynağıdır. Buna göre insan dünyada dünya içinde doğal motivasyonlara göre yaşayan kişi değil; ödev ve misyon insanıdır; onun hayatına zihinsel erginlikle başlayan ve ölüme kadar devam eden verilmiş ve aşkın telos hâkimdir. Bu insan bir araştırma ve betim konusu değildir. Onun doğal hayatı telos tarafından ikincilleştirilmiştir ya da araçsallaştırılmıştır. Bu durumda "islami bilim" insanın aşkın telosa göre yaşamasının sıkı determinasyon koşullarının belirlenmesinden ibaret olmayacak mıdır? Bu durumda insan içinde yaşadığı dünyanın imkân ve fırsatlarından yararlanmak,  eskiden olduğu gibi bu dünyanın iyileştirilmesine nasıl katkıda bulunacaktır? Küreselleşmenin her gün etkisini daha çok hissettirdiği bir dünyaya yabancılaşması nasıl sağlanacaktır? Kaçınılmaz olarak kültürler ve uygarlıklar arası diyaloga girmesi hangi yolla ve hangi somut uygulanabilir ve kuşatıcı programlarla gerçekleştirilecektir?

Şimdi mevcut insan ve toplum bilimleriyle ilişkilerle ilgili zihnimdeki bazı sorulara işaret ederek konuşmamı bitirmek istiyorum. "İslamî bilim" projesini tasarlayanların seçtikleri ve projeye temel gerekçeleri dikkate aldığımızda bunun kültür dünyamıza yabancı başta pan biyolojizm, sosyolojizm, psikanaliz, marksizm ve evrim teorisi olmak üzere olmak Batı’da da çokça tartışılan, eleştirilen hatta pek çok araştırmacı tarafından reddedilen teoriler olduklarını görüyoruz.  Burada sorun şudur: Üç yüz yıllık geçmişi olan insan ve toplum birimlerindeki birikimden uygun yöntemleri kavramları seçerek çağdaş dünyaya yabancılaşmayı önleyecek araştırmalar yapmak daha akılcı değil midir? 

Son cümlelerim: Görüldüğü gibi ben bir "islami bilim" projesi önermiyorum daha doğrusu öneremiyorum. Çünkü bunun bir veya birkaç kişi tarafından somut biçimde ortaya konabilmesinin mümkün olduğu inancında değilim. Ben sadece huzurunuzda sesli düşündüm; zihnimdeki sorulara işaret ettim. Bu sorularla projeye umut bağlayanların ne umutlarını ne kırmak ne de teenniyi bırakmalarına yol açmak isteğinde ve niyetinde değilim. Bu sorularla konuyu düşünenlere mütevazı bir katkım olursa kendimi mutluluğun gerçekten ve hak ettiğinden daha fazlasını yaşayan biri gibi görürüm.

Benim açımdan sizler gibi değerli bilim adamlarıyla bu tarihsel mekânda böyle önemli bir konuyu iki gün boyunca müzakere etmenin derin hazzını yaşadığımı da ifade etmeden geçemeyeceğim.

Teşekkürlerimle....

 

18 Nisan 2024 Perşembe

 

                    HİNTİKKA MANTIĞINA GİRİŞ

Girişte söylediğimiz gibi Hinttika teoretik bir filozoftur; felsefenin pratik ve pragmatik olmayan bütün alanlarıyla ilgilenmiştir. Teoretik felsefe konularından biri de mantıktır; bu nedenle mantık onun başlıca ilgi alanlarından biridir.

Hintikka’ya göre felsefede mantıkla doğrudan veya dolaylı olarak ilgisi olmayan alanlar çok azdır;  mantıksal kavramlarımızdan bağımsız olarak analiz edilebilen kavramlar enderdir. Onda mantık problemlerini çözmek; mantığı semantik açısından geliştirmek ve teorik model teorileriyle yeniden biçimlendirmek bir tutkudur.  Hinttikka modeller  teorisine dayanarak, modal (olasılık, zorunluluk) sorunları ve önermesel tutumların (inanç, bilgi) ortaya çıkardıkları problemleri çözer;  bilgi kavramına ilişkin mantıksal ve semantik araçlar kullanarak felsefe sorunlarını yeniden ele alır.

 Hintikka’nın ilk çalışmaları Carnap sonrası semantik dönemin etkisindedir. Bunlarda dil, doğruluk terimleri kullanarak dünyayı betimleme aracıdır. Filozof mantıkta iki amaç kabul eder:

1. Dilin betimsel fonksiyonlarının analizini gerçekleştirmek,

2. Modal kavramları analiz etmek.

Hintikka ilk amacına ulaşmak için Carnap’ın nesne durumlarına benzer “Hintikka bütünleri” de denen modal-set kavramından yararlanır.

Filozof 1955’ten itibaren temel mantığı için bir kanıt prosedürü olan model-set tekniğini uygular. Bu model set tekniğini hem mantıksal doğruları göstermek için hem de nesnelere ilişkin doğrudan temellendirmek işin kullanır. O şunu açıkça ifade eder: Nicelenmiş bir formül bir model-setle birleşmişse tatmin edilebilir; eğer model setin öğeleri doğruysa model setten hareketle realitenin mantıksal bir ilgisi olan bir iş modeli oluşturmak mümkündür. Hintikka Tractatus’un resim teorisinin bir genişletilmesi olan nicelemeye ilişkin teorinin mantıksal bir yorumunu yapar.

Hintikka 1962’den sonra epistemik mantıkla ilgili çalışmalarıyla önermesel tutumların analizine yönelmiştir. Epistemik mantığın temeli şudur: “A  biliyor (inanıyor) ki P.” şu anlama gelir: “P bütün mümkün dünyalarda A’nın bildiği  (inandığı) şeyle uyumludur.   

Şimdi bu bölümde Hintikka’nın mantığa dair olabildiğince ayrıntılı biçimde görmeye çalışalım.

Hintikka mantığı biçimseldir, biçimsel mantığa büyük katkılar yapmıştır; biçimselci tavrını sonuna kadar korur; biçimselelştirilebilecek her konuyu biçimselleştirir. Bilindiği gibi biçimsel mantık dil felsefesinin ve modern mantığın yöntemidir ve biçimsel dili kullanır. Biçimselliği bilindiği gibi ilk defa Frege kullanmıştır. Biçimsel mantıksal bir araç olarak analitik felsefede felsefi problemleri çözmek amacıyla kullanır. Hintikka da biçimsel dilin analiz aracı olması konusunda Fregeci geleneği izler; problemleri ortaya koyabilmenin en doğru yolunun biçimsel dile dökebilmek olduğunu düşünür. Bu dille ortaya konan problemler de ancak bu dili yani biçimselleştirmeyi kullanarak çözülebilir. Bu söylediklerimizden anlaşılmaktadır ki, Hintikka mantıkçı bir filozoftur.

O, bir yandan mantığın nispeten teknik konularıyla ilgilenmiştir Örneğin (normal dağıtıcı biçimler ( formes normales distributives) (önermedeki “ve” “veya” gibi ifadeler),  referansın belirsizliği, mantığın sınırlanamazlığı, oyunlar semantiği (la sémantique des jeux) sorular cevaplar semantiği, (sémantique des questions-réponses). Onun diğer yandan epistemolojiye büyük katkısı olmuştur; bilgi ve inanç kavramlarını “mümkün dünyalar” semantiğine dayanarak analiz etmiştir.

Mantık, iyi düşünme sanatının incelenmesidir; matematik için olduğu kadar felsefe için de temeldir ve Aristoteles'e kadar uzanan çok uzun bir geçmişi vardır. Aristoteles yorumcuları, onun cümleler teorisinin metafizik temellerini ortaya koyduğu Kategoriler de dahil olmak üzere, onun birçok eserini "Organon" ("araç") başlığı altında gruplandırmışlardır.

Aristoteles mantığının felsefe tarihinde ve genellikle bilimsel düşüncede hatırı sayılır bir etkisi vardı. İki bin yıldan fazla bir süre sonra Kant hâlâ Aristoteles'in mantık hakkında bilinmesi gereken her şeyi keşfettiğine inanıyordu (Kant 2001: B VIII) ve on dokuzuncu yüzyıl mantık tarihçisi Karl von Prant, şöyle diyordu: Aristoteles’ten sonra mantıkta yeni bir şey keşfettiğini söyleyenler ya ne dediklerini bilmeyenlerdir ya aptallardır ya da sapkınlardır.[1]

Bu durum, büyük ölçüde Alman matematikçi ve filozof Gottlob Frege  tarafından keşfedilen ve daha sonra Bertrand Russell, Alfred Whitehead, Ludwig Wittgenstein tarafından geliştirilen modern mantığın ortaya çıkışıyla temelden değişti ve sonuçta Pierce, Peano, Morgan, Russell, Whitehead gibi filozofların etkisiyle mantık felsefenin ve matematiğin, aynı zamanda lengüistiğin ve enformatiğin temeli oldu.

Hintikka İskandinav mantık geleneğine bağlı bir filozoftur. İskandinav mantık geleneği Orta Çağ'a kadar uzanır. Matematik mantık yirminci yüzyılda İsveç’te, Norveç’te ve Finlandiya'da gelişti. Hintikka, İsveçli Stig Kanger ve Dag Prawitz, Norveçli Toraf Skolem ve Dagfinn Follesdal gibi yazarlarla birlikte yirminci yüzyılın en büyük temsilcilerinden biridir. Hintikka'ya göre mantık, kendisinin zekice ve yaratıcı bir şekilde katkıda bulunduğu yalnızca matematiğin bir dalı değildir. Aynı zamanda, Leibniz'de olduğu gibi, felsefe için bulgusal bir araç, bir araştırma aracı ya da birçok alanda araştırma yapmasına ve felsefenin alanını keşfetmesine imkan sağlayan bir alandır.[2]

Hintikka'nın kendini adadığı en etkileyici alanlardan biri modaliteler mantığı, yani olasılık, zorunluluk veya olumsallık kavramlarıdır. Filozoflar uzun süredir "mümkün" ” veya “zorunlu” terimlerinin farklı anlamlarıyla ilgileniyorlardı. Onlara göre matematiksel zorunluluk, fiziksel veya metafizik zorunlulukla aynı şeydir. Öbür yandan onları meşgul eden iki problem daha vardı: Mümkün zorunlu terimlerinin özgür irade ve determinizm gibi problemlere etkileri. Çağdaş modal mantıkçılar şunu kabul etti: Mümkün ve zorunlu kavramlarını kullanarak pek çok farklı sistemi kesin olarak formüle edebiliriz; onları kullandığımızda içerimlerini açıkça gösterebiliriz. Hintikka, diğer mantıkçılarla birlikte modaliteleri yorumlama ilkelerinin formüle edilmesine yardımcı oldu. Hintikka’ya göre her önerme mümkün dünyaların bütününe göre değerlendirilir. Daha ilginci şudur: Hintikka önerme analizlerini “epistemik” denen modalitelere de yayar. “Epistemik” modalite, bilen bir süjenin nüfuz edebildiği dünyaları betimleyen bilme ve inanma gibi modalitelerdir.

 

Hintikka, çalışmasını bu mantıksal temele dayanarak çeşitli yönlerde geliştirdi. Birincisi semantik ve lengüistiktir. Hintikka mantıksal araçları gündelik dillerin analizine çok ikna edici bir şekilde uyguladı. Geleneksel olarak mantıkçılar, belirsizlikleri ve karışıkları ortadan kaldırmak için gündelik dili yeniden düzenlemeye çalışırlar. Fakat Hintikka mantığı, anlamın mekanizmalarını anlamak için kullanır.

En ilginç düşüncelerden biri, mantıksal kavramların anlamını ve referansını anlamak için filozofun oyun teorisinden ödünç alınan kavramları (örneğin strateji) kullanmasıdır. Bir örnek verirsek şöyle diyebiliriz:

Bütün insanlar ölümlüdür.

dediğimde doğa tarafından sınanırım. Cümlem doğruysa kazanırım, anlama nüfuz ederim; aksi halde aldanırım, doğa kazanır. Böylece dille oluşturduğumuz bütün ifade türlerini değerlendirme stratejilerinin karmaşıklığına bağlı olarak anlayabiliriz. Hintikka'nın aydınlattığı bir diğer alan da soruların doğasıdır: Soru sormak nedir ve soruların ön varsayımları nelerdir? Soru sormak ne anlamda düşünce sorgulamadır? Bunlar eski zamanlardan beri sorulan sorular olsa da Hintikka’ya göre mantıkçının bize cevaplar empoze etmesi için sorulmaz; onlar satranç tahtası gibi olan mantıksal alanda hangi hamlelerin mümkün olduğunu bilmeyi sağlar

Deyim yerindeyse eski bir soru, mantıkçının bize cevaplarını empoze etmesi için değil; satranç tahtasında hangi hamlelerin mümkün olduğunu söylemek için dildedir. Bu Hintikka'nın derinlemesine Aristotelesçi yönlerinden biridir: O söylemle akıl yürütmenin diyalektiğini kullanan bir düşünürdür; sofistler gibi her ne pahasına olursa olsun ikna etmeye çalışmaz sahip olduğumuz anlamı ve bulabileceğimiz anlamı belirlemeye çalışır. Kısaca Hintikka kanıtlanabilen ile olası arasındaki farkın duygusuna sahiptir.

Bir mantıkçının katkıları ne kadar derin olursa olsun, bunlar gerçek felsefi statülerini ancak felsefe tarihiyle karşı karşıya kaldıklarında kazanırlar. Kuşkusuz Hintikka bu açıdan kendi kuşağına mensup birçok analitik filozoftan farklıdır. O, kavramlarını asla tarihsel bir değerlendirmeden ayırmadı. Onun yöntemi çoğunlukla bütün bir düşünce geleneğinin altında yatan genel bir prensibi ortaya çıkarmaktan ibaretti. Bu alandaki katkılarından en az ikisi dikkate değerdir. Modaliteler üzerine yaptığı çalışmayla yakından bağlantılı olarak, Antik Çağ'dan gelen, Aristoteles ve Stoacılar tarafından bilinen ünlü "baskın kanıt”la ilgilendi. Baskın kanıt şudur: Mümkün olan her şey budur veya olacaktır ve dolayısıyla kadercilikle sonuçlanacaktır. Kanıt, mümkün olan her şeyin bir gün gerçekleşeceğini ve büyük varlık zincirinde süreklilik olduğunu söyleyen "doluluk" ilkesine dayanır. Bu ilke, birçok filozofun zaman, determinizm ve özgürlükle ilgili çok geniş bir kavram dizisini anlamamızı sağlar.

 Mantık genellikle Davut’un Golyat’ı öldürmede kullandığı basit bir sapan gibidir.* Basit bir sapanla bir deve zarar verebilirsiniz. Büyük hata olmayacak şekilde bile olsa mantığı askıya alırsanız, bu durum genellikle zararsız görünebilir; ancak önemli sonuçları vardır. Bunu Descartes’ın “Düşünüyorum, o halde varım.” ifadesinde görebiliriz. Descartes Cogito ergo sum'un ünlü ifadesini bir çıkarım olarak sunar, ancak bu şekilde ele alırsak her türlü sorunla karşı karşıya kalırız: Descartes neyi kanıtlamak istedi ve bunu yaptı mı? Kanıtladı mı? Bu soruları yukarıda açıkladığımız gibi ele alan Hintikka, şunu savundu: “Cogito daha çok, "Özür dilerim" veya "Bu tekneye Özgürlük adını veriyorum" gibi ifade edilmesi gerçeği ortaya koyan, performatif bir ifadeydi. Bu nokta bize yalnızca Descartes'ın düşüncesini yeniden gözden geçirmemizi değil, aynı zamanda belirli bilgi iddialarının bilgiyi temellendirmeden nasıl kendi kendini doğrulayabileceğini anlamamızı da sağlar.

Bu tür bir analiz, bizi filozofların yapılarına karşıt olarak gerçek dilbilgisine ve kavramlarımızın kullanımına dikkat etmeye teşvik eden Wittgenstein'ın analizlerini hatırlatacaktır. Ve bu bir rastlantı değildir. Hintikka'nın yolları, hocası olan Von Wright aracılığıyla Wittgenstein'ınkilerle birçok kez kesişti. 1987'de Hintikka, genç denecek yaşta ölen Amerikalı filozof Merill Provence Hintikka ile birlikte, Wittgenstein’ın öğretilerinin çoğuna ışık tutan Wittgenstein Üzerine Araştırmalar'ı yayınladı Bu kitapta Hintikka ve özellikle Wittgenstein’ın temel öğretilerinden biri olan mantık, hesaplama olmaktan çok bir dildir, düşüncesinin altını çizer.

 Hintikka’ya göre mantığı bir hesaplama olarak ele almak, onu işaretler ve dünya arasındaki ilişkileri açıklayan bir kombinatorik** haline getirmektir. Oysa mantığı bir dil olarak ele almak şunu kabul etmektir: Wittgenstein'ın formülüne göre kelimeler ve şeyler arasındaki ilişkilerin nasıl kurulabilir? Bu, söylenemez; yalnızca gösterilebileceğini ima etmektir.

Hintikka bu fikri mantığın evrenselliği fikri olarak adlandırır ve bunun Husserl'den günümüze (ve hatta Heidegger ve Derrida'ya) uzanan bütün bir gelenekte var olduğunu söyler. Bu gelenek hakikati tarif edilemez bir kavram olarak ele almaya yol açtığını gösterir. Hintikka buna karşıt olarak şunu ileri sürer: Hakikatin ne olduğunu söyleyebiliriz; bu anlamda hesaplama olarak mantık düşüncesi doğrudur.

Bu anlayış aynı zamanda onu matematiğin temelleri sorununun ortaya çıkma biçimini derinlemesine gözden geçirmeye yöneltti. The Princes of Mathematics Revisited (1996) adlı kitabında bize, matematiksel ifadeleri temel bir üstdile yerleştirmeden matematiği temellendirebileceğimiz söyler. Wittgenstein'ın fikirleri burada yine kendini hissettiriyor.

Mantık araştırmalarının iki amacı vardır: Dilin betimsel fonksiyonlarının analizini geliştirmek ve bu fonksiyonları gerçek nesne durumlarına uygulamaya izin veren model kavramları incelemek.

Mantık bu betimsel fonksiyonlarını analiz ederken temel  mantıktan yararlanır. Peki temel  mantık nedir? Şimdi bunu kısaca açıklayalım



[1] Philipp Keller Introduction à la logique La logique classique des propositions et des prédicats Département de Philosophie, Université de Genève 2007

[2] Engel, Pascal, “Un Leibniz du nord” In Le nouvel Observateur Hors série 25 grands penseurs du monde entier, N°57, dec- 2004 janv 2005

 

* Engel’in sözünü ettiği Davut’un sapanı öyküsü Tevrat’ta şöyledir:

Hz. Davut (M.Ö. 1010-940), İsrail halkına meydan okuyan iri cüsseli Golyat adındaki savaşçıya karşı çıkmıştır. Golyat’ın saldırısını ustaca savuşturan genç Davut, elindeki sapanla alnının ortasından vurarak Golyat’ı önce yere sermiş ardından da onun üzerine çıkarak kılıçla başını kesmiştir. Meydan okuma vasıtasıyla gerçekleşen bu olay Davut’un askeri ve siyasi kariyerini de başlatmıştır. (Z.Ö.)

* Kombinatorik, genellikle sonlu soyut nesneleri konu alan pür matematik dalıdır. Dalla ilgilenen matematikçilere kombinatoryalist veya kombinatorist denir. Matematiğincebirolasılık kuramıergodik teori ve geometri gibi farklı dallarıyla da ilgili olan kombinatorik ayrıca bilgisayar bilimi ve istatistiksel fizik gibi dallarda uygulanmıştır. Kombinatorik dahilindeki konulardan bazıları; belirli kriterleri karşılayan nesnelerin "sayılması", kriterlerin ne zaman karşılanmış olacağına karar vermek, kriterleri karşılayan nesnelerin inşa edilmesi ve analiz edilmesi, "en büyük", "en küçük" veya "optimal" nesneleri bulmak ve bu nesnelerin sahip olabileceği cebirsel yapıları bulmaktır.

  Kombinatorik ile ilgili çeşitli kuramlar ve problemler Orta Çağ'da ve hatta antik çağlarda Hindistan ve Çin gibi medeniyetlerde mevcuttur. Her ne kadar özellikle 20. yüzyılın sonlarına doğru birçok güçlü teori ortaya konmuşsa da, kombinatorik problem çözmekle ne kadar ilgiliyse teori oluşturmakla da o kadar ilgilidir. Kombinatoriğin en eski ve erişilebilir konularından birisi de graf teorisidir ki bu teorinin diğer birçok alanla da (doğal olarak) ilişkisi mevcuttur.

 Basit bir kombinatoryal soruyu örnek vermek gerekirse şu soru zikredilebilir: "52 farklı iskambil kağıdından oluşan bir iskambil destesinin kaç tane olası dizilimi vardır?" Cevap 52! yani 52 faktöriyeldir ki bu da yaklaşık 8.0658 × 1067'dir.