14 Ağustos 2026 Cuma

MANTIKTA DÖNEMEÇ: CARNAP'TA MANTIKSAL ÇOĞULCULUK

 

  MANTIKTA DÖNEMEÇ: CARNAP'TA  MANTIKSAL ÇOĞULCULUK

Yukarıda Frege'nin dil felsefesine kazandırdığı beş doktrini gördük. Bu doktrinler günümüzde de etkilidir. Onun düşünce ile mantıksal ifade arasındaki ilişkiye dair görüşlerini ortaya koyduk. İdeal bir mantıksal dil arayışını açıkladık. Dili mantıksal bir araç olarak yeniden yapılandırma çabasına değindik. Bu çaba felsefeyi kesinlik ve açıklık zeminine dayandırmayı amaçlıyordu. Ancak yirminci yüzyılın ilerleyen döneminde bu katı tutum değişti. Mantığın ve dilin doğasına ilişkin daha esnek ve çoğulcu bir yaklaşım ortaya çıktı. İşte bu noktada Rudolf Carnap'ın hoşgörü ilkesi dil felsefesinde önemli bir dönüm noktası oluşturur. Carnap, farklı mantıksal sentaksların ve dil biçimlerinin meşruiyetini savunur. Mantık alanında ahlaki bir dogmatizmin olmadığını vurgular. Bu ilke, dilin inşasında özgürlük ve seçim hakkını merkeze yerleştirir.

Carnap'ın hoşgörü ilkesi, XX. yüzyıl dil felsefesinin en radikal ve dönüştürücü fikirlerinden biridir. Carnap ilk defa 1934 yılında yayınladığı  Logische Syntax der Sprache  (Dilin Mantıksal Söz Dizimi) adlı kitabının 17. paragrafında formüle edilen bu ilkeyi şu meşhur sözlerle ifade eder:

Biz yasaklar koymak değil, uylaşımlara varmak isteriz ve Mantıkta ahlak yoktur. Herkes, istediği gibi kendi mantığını, yani kendi dil biçimini inşa etmekte özgürdür.[1]

Hoşgörü ilkesi, Carnap'ın 1920'lerin sonu ve 1930'ların başında matematiksel mantık ve dil felsefesi alanındaki çalışmalarının bir ürünüdür. İlkenin ortaya çıkışında şu üç temel etken belirleyicidir:

 

1. Matematiğin temelleri konusunda mantıkçılık, biçimcilik, sezgicilik arasındaki verimsiz tartışmalar;

2. Wittgenstein'ın Tractatus’taki dil anlayışına yönelik eleştiriler;

3. Gödel'in eksiklik teoremlerinin mantık ve matematik felsefesinde yarattığı dönüşüm.

Carnap, bu ilkeyle felsefi tartışmaları sona erdirme ve dil çalışmalarını bilimsel bir temele oturtma amacı güder.

Hoşgörü İlkesi geleneksel empirizmi esnetir. Bu ilke empirizmi modern bilimsel mantığa uyarlar. Klasik empirizm tüm bilginin deneyimden türetilmesi gerektiğini savunur. Ancak klasik empirizm matematik ve mantık gibi deneyim ötesi alanları açıklamakta zorlanmıştır. Carnap hoşgörü ilkesi ile bu zorluğu aşar. Ona göre bilim insanı dünyayı betimlemede kullanacağı dilsel çerçeveyi seçmekte özgürdür. Carnap mutlak ve doğru dil arayışı yerine amaca hizmet eden faydalı dillerin peşinden gidilmesini önerir. Carnap felsefesinde empirizm ve Hoşgörü İlkesi bütünleşir. Bu bütünleşme, içsel ve dışsal sorular ayrımıyla sağlanır. İçsel alanda olgusal doğrulama korunur. Dışsal alanda ise dil çerçevesi seçimi yapılır. Bu seçim, pragmatik bir tercihe indirgenir. Bir dilsel çerçeve seçildiğinde o çerçevenin içindeki sorular empirizmin kurallarıyla çözülür. "Bahçede bir ağaç var mı?" sorusu içsel bir sorudur. Bu soru empiriktir ve doğrulanabilir olmalıdır. "Fiziksel nesneler gerçekten var mıdır?" sorusu ise dışsal bir sorudur. Bu soru bir doğruluk sorusu değildir. Bir seçim sorusudur. Bu noktada hoşgörü ilkesi devreye girer. Empirist bir araştırmacı fiziksel nesneler dilini bu dil gerçek olduğu için seçmez. Bilimsel verileri düzenlemede en pragmatik ve işlevsel araç olduğu için seçer.[2] Hoşgörü İlkesi, empirizmin metafizik eleştirisine daha sistemli ve yöntemsel bir boyut kazandırır. Eski empirizm, metafizik iddiaları doğrudan yanlış bularak dışlardı. Carnap ise bu iddiaların yanlışlığından çok seçilen dilsel çerçevenin kullanışsızlığına odaklanır. Bir dil sistemi empirik gözlemleri açıklayamıyorsa ve öngörüde bulunamıyorsa, hoşgörü ilkesine göre bu dil yasaklanmaz. Ancak rasyonel bir bilimsel topluluk tarafından verimsiz olduğu gerekçesiyle terk edilir.

Hoşgörü ilkesi empirizmi dogmatik bir tek gerçeklik saplantısından kurtarır. Empirizme metodolojik bir esneklik kazandırır. Empirizm dilin içinde olguları denetler. Hoşgörü ilkesi ise dilin kendisini seçme imkânı sunar. Carnap bu sayede hem deneyin gücünü korur hem de mantığın ve matematiğin özgürce kurulabileceği bir teorik alan yaratır.

Carnap'a göre tek bir "doğru" mantık veya dil yoktur. İstediğimiz kurallara sahip, istediğimiz yapıda bir dil (dilsel çerçeve) kurmakta özgürüz. Önemli olan dilin "gerçekliğe uygunluğu" değil, "kullanışlı" olup olmadığıdır. Bu pragmatik yaklaşım, dilsel seçimlerin epistemolojik statüsünü "doğruluk" kategorisinden çıkarıp "elverişlilik" kategorisine taşır.[3]

Carnap'a göre her dil sistemi (mantık, matematik veya fizik dili), kendi kuralları olan bir oyun alanı gibidir. Bir dilde iki tür soru vardır:

  1. İçsel Sorular:   Bunlar, bir dil sistemini (çerçeveyi) kabul ettikten sonra, o sistemin kurallarına göre sorduğumuz sorulardır. Bu soruların doğru veya yanlış bir cevabı vardır. Sayılar sistemi kullanılıyorsa, "5 bir asal sayı mıdır?" sorusu içseldir ve matematiksel kurallarla çözülür.

2. Dışsal Sorular:   Bunlar, belli bir dil sistemini kullanıp kullanmamaya karar verirken sorduğumuz sorulardır. Bu soruların "doğru" veya "yanlış" bir cevabı yoktur; sadece "tercih" ve "fayda" sorunudur.[4]

"Dünyayı açıklamak için sayılar sistemi mi yoksa başka bir sistem mi kullanmalıdır?" sorusu dışsaldır. Carnap'a göre burada hangisi daha kullanışlıysa onu seçmelidir.

Bir dilin önermeleri, o dilin kurallarına göre doğru veya yanlış olabilir; ancak dilin genel yapısını seçmek, teorik bir yargı değil, pratik bir karardır. Carnap'a göre "anlam" semantik bir mutlaklıktan çok, sözdizimsel bir yapılandırma ürünüdür. Hoşgörü ilkesi burada devreye girer. Bu ilkeye göre filozof herhangi bir dilsel yapıyı benimsemekte özgürdür, tek yükümlülüğü ise kullandığı yöntemi ve kuralları açıkça tanımlamaktır.

Carnap'a göre felsefede geçerli ve izin verilen yöntem sadece mantıksal analizdir; felsefeci, yeni bilgiler keşfeden bir bilge değil, bilimsel dilin ve kavramların mantıksal olarak doğru kurulup kurulmadığını denetleyen bir dil mühendisi olmalıdır. Bir dilin mantıksal sözdizimini belirlemek, o dilde nelerin söylenebilir olduğunu da belirlemek demektir. Geleneksel felsefenin "Varlık nedir?" veya "Zamanın doğası nedir?" gibi soruları, belirli bir mantıksal çerçeveleri olmadığından sözdizimsel açıdan belirsizdir. Hoşgörü ilkesinin amacı, bu tür kaotik tartışmaları sona erdirmektir; çünkü her felsefi iddia ancak seçilen dilin sınırları içerisinde anlam kazanır. Bu bağlamda, farklı mantıksal sistemlerin veya dilsel yapıların varlığı bir kriz değil, zenginliktir. Felsefeci, dogmatik bir hakikat savunucusu olmaktan çıkıp, farklı amaçlar için farklı dilsel mimariler kurgulayan bir dil teknisyenine dönüşür. Bu yaklaşım, dilin sınırlarının dünyanın sınırları olduğu yönündeki erken dönem Wittgensteincı görüşü, dilin sınırlarının bizim tercihlerimizle genişletilebilir olduğu yönünde revize eder.

Hoşgörü ilkesinin temelinde, dil biçimlerinin uylaşımsal olduğu düşüncesi vardır. Carnap'a göre, dil biçimlerinin seçiminde doğru ya da yanlıştan değil, sadece farklı amaçlar için uygun olmaktan ya da olmamaktan söz edilebilir. Bu yaklaşım, dilin araçsal bir aygıt gibi görülmesini gerektirir. Carnap'ın dil anlayışında dil, tıpkı bir harita ya da bir ölçüm aleti gibi, belirli amaçlar için tasarlanan ve kullanılan bir araçtır.  

Carnap'ın uylaşımcılığı, geometri felsefesindeki geleneksel uylaşımcılığa (Poincaré, Hilbert) benzer. Nasıl ki geometri aksiyomlarının seçiminde tek bir doğru sistem yoksa, dil ve mantık sistemlerinin seçiminde de tek bir doğru sistem yoktur. Ancak Carnap'ın uylaşımcılığı, geometridekinden daha kapsamlıdır; yalnızca mantık ve matematiğin değil, empirik bilimin dilinin tüm biçimsel özelliklerini kapsayacak genişliktedir. Carnap'ın sonraki yorumlarına göre, hoşgörü ilkesi aslında "dil biçimlerinin uylaşımsallığı ilkesi" denmeyi hak eder.

Hoşgörü ilkesinin bir başka önemli dayanağı, Viyana Çevresi'nin metafizik karşıtı tutumudur. Carnap ve Çevre'nin diğer üyeleri, dilin "halk ruhu" gibi metafizik kavramlarla açıklanmasına karşı çıkmışlardır. Onların bu romantik dil anlayışını reddeden Carnap, daha liberal ve esnek bir tutum takınmıştır.

Carnap, Logical Syntax’ta iki farklı dil sistemi inşa eder:

 

  1. Dil I:   Bu dil güvenlidir ve inşacıdır. Bu dil, sadece temel işlemleri yapan ve bastığımız her tuşun sonucunu hemen görebildiğimiz basit bir hesap makinesine benzer. Bu dilin mantığı şudur: "Eğer bir şeyi adım adım inşa edemiyorsan veya doğruluğunu hemen denetleyemiyorsan, o dilde konuşma." Bu dil her şey hakkında "karar verilebilen" dil olmalıdır. Yani bir iddianın doğru mu yanlış mı olduğu sonlu sayıda adımla kanıtlanabilmelidir. Örneğin "Sepette beş elma vardır." Bu iddia Dil I'e uygundur. Gidip elmaları tek tek sayarsak (adım adım inşa) sonucu kesin olarak buluruz. Dil I'in sonsuzlukla veya belirsizlikle işi yoktur.[5]

  2. Dil II:   Bu dil güçlüdür ve kapsamlıdır; klasik matematiğin dilidir. Dil II, karmaşık formülleri çözen, sonsuzluk kavramıyla oynayan gelişmiş bir grafik hesap makinesi gibidir. Bilim ve modern matematik yapabilmek için daha geniş bir alana ihtiyacımız vardır. Sonsuz kümelerden ve karmaşık yapılardan söz etmemiz gerekir. Dil II sınırsızdır. Dil I'in dar kalıplarına sığmayan modern fiziği ve klasik matematiği (türev, integral, karmaşık sayılar) içerir. Örnek: "Bütün çift sayılar ikiye bölünür." veya "Reel sayılar kümesi sonsuzdur." Bu ifadeler "sınırsız" bir alanı kapsadığı için Dil II'ye girer.[6] Her bir sayıyı tek tek sayıp bitiremeyiz (inşa edemeyiz), ama bu dili kullanmak bilim için çok faydalıdır. Örneğin "Bu sınıftaki her öğrenci gözlüklüdür." Bu cümleyi kontrol etmek çok kolaydır. Sınıftaki 20 kişiye bakarsınız ve işlem biter. Sayı sınırlı olduğu için "karar verilebilir" bir durumdur. Örneğin: "17 sayısı asal bir sayıdır." Bunu anlamak için 17'yi kendinden küçük sayılara bölersiniz. İşlem bir noktada biter ve kesin bir "Evet" veya "Hayır" cevabına ulaşırız.

 

Örneğin "Bütün doğal sayılar için n + 1 > n geçerlidir." Buradaki "bütün" ifadesi ucu bucağı olmayan bir sonsuzluğu içerir. Dünyadaki tüm sayıları tek tek kontrol edip bitiremeyiz (çünkü sayılar sonsuza gider). Dil I bu cümleyi kuramazken, Dil II bu "sonsuzluk" kavramına izin verir. Pi sayısı rasyonel değildir, virgülden sonra sonsuza kadar gider. Dil I gibi "adım adım inşa" edilen bir sistemde tam olarak bu sayıyı "bitiremeyiz", ama modern fizik Dil II olmadan işlem yapamaz. "Gerçek sayıların sonsuzluğu, tam sayıların sonsuzluğundan daha büyüktür." Bu cümle son derece soyut ve "inşa edilemez" bir iddiadır. Ancak modern matematik için bu dilsel özgürlük şarttır. Carnap, bu iki dilden hangisinin "doğru" olduğu sorusunun anlamsız olduğunu savunur. Her ikisi de belirli amaçlar için uygun olabilir: Dil I, tutarlılık kaygısının ön planda olduğu durumlar için daha uygunken; Dil II, ifade gücünün önemli olduğu fizik gibi bilimler için daha elverişlidir.

Dilin doğasına ilişkin sorular ("Dil nedir?", "Dilin özü nedir?") yerini, dil tasavvuruna ilişkin sorulara bırakır ("Nasıl bir dil inşa etmek istiyoruz?", "Şu ya da bu dil biçimini seçersek hangi sonuçlar doğar?"). Carnap'ın deyişiyle: Sorular artık ‘şu ya da bu nasıldır?' biçiminde sorulmayacak, bunun yerine "İnşa edilecek dilde şunu ya da bu nasıl düzenlemek istiyoruz?" diye soracağız.[7]

Hoşgörü ilkesi, anlam teorisi açısından da önemli sonuçlar doğurur. Carnap, Mantıksal Sentaks döneminde, anlamın çıkarım kuralları tarafından belirlenmesini kabul eder. Bu yaklaşım, günümüzde "kanıt-teorik anlambilim" olarak bilinir. Aynı zamanda "çıkarımsalcılık" olarak da adlandırılır. Bu teori, bir kelimenin veya ifadenin anlamını kullanım biçimine bağlar. Anlamı, ifadenin nasıl kanıtlandığı ile açıklar. Söz konusu yaklaşım, bu modern teorilerin erken bir versiyonudur.

Carnap'a göre, mantıksal sembollerin anlamı, onları yöneten dönüşüm kurallarından (çıkarım kurallarından) doğar. Bir dilin ifadeleri arasındaki anlam ilişkileri, sonuç kuralları aracılığıyla verilir. Bir cümlenin başka bir cümlenin sonucu olup olmadığını belirlemek için cümlelerin anlamına başvurmak gerekmez; cümlelerin sözdizimsel yapısının verilmiş olması yeterlidir.

Bu yaklaşım, dil felsefesindeki geleneksel anlam teorilerinden köklü bir kopuşu temsil eder. Anlam, dil-dışı dünyadaki karşılıklar (referans) veya zihinsel tasavvurlar (idealar) aracılığıyla değil, dil içi ilişkiler aracılığıyla tanımlanır.

Hoşgörü ilkesinin dil felsefesine uygulanması ve sonuçları ana hatlarıyla böyledir. Bu ilke aynı zamanda mantığa da uygulanır. Şimdi ilkenin mantığa uygulanma tarzından ve sonuçlarından söz edelim.

Yirminci yüzyılın başlarına kadar mantık felsefesinde hâkim anlayış, Gottlob Frege'nin öncülüğünü yaptığı "evrenselcilik" doktriniydi. Frege'ye göre mantık, tıpkı düşüncenin kendisi gibi evrensel, tekil ve bağlayıcıydı. Onun perspektifinden bakıldığında, tek bir "doğru" mantık vardı ve tüm bilimlerin, matematiğin ve hatta akıl yürütmenin bu tek mantıksal çerçevenin içinde inşa edilmesi zorunluydu. Bu anlayış, mantığı tüm insanların uymak zorunda olduğu değişmez kurallar bütünü olarak kabul ediyor ve alternatif mantık sistemlerinin varlığını imkânsız kılıyordu. Frege için mantık, düşüncenin yasalarını ifade eden en genel bilimdi ve bu yasaların birden fazla versiyonu olamazdı.

Carnap, derslerine katıldığı Frege'nin bu katı evrenselci tutumundan önemli ölçüde koparak mantık felsefesinde yeni bir çığır açtı. Carnap, mantıkta "mutlak doğru" arayışının terk edilmesi gerektiğini savundu. Ona göre mantık kuralları doğru ya da yanlış olarak yargılanamazdı. Bu kurallar artık birer seçim nesnesi haline gelmeliydi. Böylece bireyler ihtiyaçlarına göre özgürce tercih yapabilecekti. Bilim dalları da kendi sistemlerini seçebilecekti. Klasik mantık, sezgici mantık ya da çok değerli mantık bu seçenekler arasındaydı. Carnap, Frege'nin temel bir fikrini korudu. Bu fikir, her düşünce sisteminin bir mantık çerçevesine oturtulması gerektiğiydi. Ancak Carnap "tek bir doğru mantık zorunludur" düşüncesini terk etti. Bu yaklaşım, Wittgenstein'ın Tractatus’unda ima ettiği tekil dil anlayışının terk edilmesiyle paraleldir ve felsefede çoğulculuğa kapı aralar.

Hoşgörü ilkesinin dil felsefesine en temel katkısı, mantıksal çoğulculuğu meşrulaştırmasıdır. Carnap öncesinde mantık, Aristoteles'ten Frege'ye uzanan gelenekte tek, evrensel ve "doğru" bir sistem olarak kabul ediliyordu. Carnap bu anlayışı kökten sarsar: Ona göre nasıl günümüzde Öklidci olan ve olmayan geometriler varsa, farklı amaçlara hizmet eden farklı mantık sistemleri de mümkündür. Hoşgörü ilkesi, mantığın evrensel ve zorunlu yasalar bütünü olduğu şeklindeki klasik görüşün radikal bir reddidir. Mantık kuralları dünyanın değişmez anayasası değil, yalnızca kurduğumuz dil oyunlarının sözleşmeleridir; bir kural mutlak doğru olduğu için değil, o dili öyle kurmayı tercih ettiğimiz için geçerlidir. İşimize yaramadığında kuralı değiştirmekte özgürüz.[8]

Carnap için yeni bir mantık kurmak, satrançtan tavlaya geçmek kadar normaldir. Hangisi evreni daha iyi açıklıyorsa (fayda), o dili kullanırız. Carnap'ın bu tutumu, bilim üzerindeki felsefi vesayeti sona erdirmiştir. Klasik mantığın "Üçüncü Halin İmkânsızlığı" gibi ilkelerini "sarsılmaz temeller" kabul etmek yerine "seçilebilir sözdizimi kuralları" olarak tanımlaması, bilimin önünü açmıştır. Bilim insanı artık yeni bir teori (örneğin kuantum fiziği) geliştirirken, teorisinin geleneksel mantık yasalarına uyup uymadığını dikkate almak zorunda değildir; eğer mevcut mantık yetersizse, yeni bir dilsel çerçeve kurabilir.

Carnap, felsefeyi boş metafizik tartışmalardan arındırarak "mantıksal çözümleme" zeminine taşımıştır. Hoşgörü ilkesi, dogmatizme karşı bir kalkan işlevi görür. Ancak bu durum mutlak bir görecelik anlamına gelmez; bir dil sisteminin başarısı, onun gerçekliği "yansıtma" gücüyle değil, bilimsel verileri düzenlemedeki pratik başarısıyla ölçülür.

Bu yaklaşım, mantığı metafizik bir "doğruluk" kategorisinden çıkarır, dilsel bir inşa ve kurallar sistemi olarak yeniden tanımlar. Dolayısıyla, klasik mantık ile sezgici mantık veya çok değerli mantık sistemleri arasındaki rekabet, hangisinin "gerçek" mantık olduğu üzerine bir hakikat savaşı değil, hangi sistemin belirli bir bilimsel amaç için daha işlevsel olduğu üzerine bir mühendislik tercihidir.

 

Hoşgörü ilkesi mantıksal doğruların (analitik önermelerin) karakterini de kökten değiştirir. Carnap'a göre bir önermenin mantıksal olarak doğru olması, dış dünyadaki bir olguya tekabül etmesinden değil, yalnızca seçilen dilsel çerçeve içindeki dönüşüm kurallarına uygun olmasından kaynaklanır. Bu bağlamda, mantıksal kurallar dünyayı betimlemez; aksine dünyayı betimlemek için kullandığımız sembolik sistemin işleyiş biçimini belirler. Hoşgörü ilkesi, filozofa bu kuralları dilediği gibi belirleme özgürlüğü tanırken, kesin bir şart koşar: Seçilen kurallar keyfi olsa bile formülasyonu kesin ve açıkça ifade edilmelidir. Örneğin, bir ülkenin trafik kurallarını sıfırdan tasarladığınızı düşünelim. Trafiğin sağ şeritten mi yoksa sol şeritten mi akacağı kararı tamamen uylaşımsal ve keyfidir; nitekim İngiliz hukukunda trafik soldan akarken, Türk hukukunda sağdan akar. Carnap'a göre bu sistemlerin biri diğerinden daha "doğru" veya "yanlış" değildir, ortada sadece pratik bir seçim vardır.

Ancak hoşgörü ilkesinin getirdiği özgürlük, kuralsızlık anlamına gelmez. Eğer trafiğin sağdan akmasına karar verdiyseniz, kuralları sözdizimsel bir kesinlikle formüle etmeniz gerekir: "Her araç yolun en sağ şeridini takip eder ve sollama sadece sol şeritten yapılır." Buna karşılık, kuralı "Sürücüler araçlarını genellikle sağ tarafa yakın sürer" gibi muğlak ve esnek bir dille ifade ederseniz, bu, Carnap'a göre kesin kuralları olan bir "dil sistemi" değil, bir karmaşa yaratır. Çünkü Carnapçı anlamda bir çerçevenin meşruiyeti, kurallarının tam bir biçimsel netlikle ve açıkça tanımlanmış olmasına bağlıdır.

Carnap'a göre felsefedeki en büyük kavgalar, filozofların hangi kuralları kullandıklarını açıkça söylememelerinden çıkar. Eğer bir filozof hangi mantık kurallarını kabul ettiğini, hangi kelimenin hangi anlama geldiğini, hangi çıkarım yollarının geçerli olduğunu bir bilgisayar programı yazar gibi açık ve kesin bir şekilde ortaya koyarsa, ortada "anlaşmazlık" kalmaz. Geriye sadece "farklı sistemlerin tercihi" kalır. Bu durum, mantığı dogmatik bir inanç alanı olmaktan çıkarıp, rasyonel bir uzlaşı ve teknik bir tasavvur alanına dönüştürür.

Ayrıca, bu ilkenin mantıksal olarak temellendirilmesi kendi içinde ilginç bir döngüsellik içerir. Carnap bu döngüselliği bir kriz değil, bir sınır olarak durumu kabul eder. Bir mantık sisteminin geçerliliğini o sistemin dışına çıkarak kanıtlamaya çalışmak, kanıtlamanın kendisi zaten bir mantığı varsaydığı için imkânsızdır. Bu nedenle Carnap, mantığın temellerine dair ontolojik veya epistemolojik gerekçelendirme çabalarını "anlamsız" olarak nitelendirir. "Gerçek mantık hangisidir?" sorusu, bir satranç oyuncusunun "Atın hareketi gerçekten L şeklinde midir?" diye sorması kadar absürttür; çünkü atın ne olduğu zaten o kural tarafından tanımlanmıştır. Sonuç olarak, hoşgörü ilkesi mantığı bir dikte aracı olmaktan çıkarıp, bilimsel teorilerin inşasında kullanılan esnek ve amaca yönelik bir enstrüman haline getirir.

Hoşgörü ilkesi, doğrulama ilkesinin "tek doğru dil budur" şeklindeki dogmatik yanını törpüler. Carnap'a göre, metafizikçilerin hatası "yanlış" bir mantık kullanmaları değil, kullandıkları dilsel çerçevenin bilimsel bilgi üretmek için kullanışsız olmasıdır.

Böylece Carnap, pozitivizmi "neyin doğru olduğu" tartışmasından çıkarıp, "hangi dilsel yapının daha işlevsel olduğu" tartışmasına taşımıştır.

Carnap'ın kabul ettiği şekliyle doğrulamacılık, bir bilgi iddiası değil, felsefe yaparken benimsemeyi önerdiği pratik bir karardır. Sonuç olarak, mantıksal çoğulculuk, doğrulamacılıktan türeyen bir sonuç olmaktan ziyade, onunla aynı düzlemde yer alan bilinçli bir seçimdir.

Carnap'a göre mantık "zorunlu gerçek" değildir, farklı amaçlar için seçilebilen "kullanışlı bir araç"tır.[9]Alman filozof, matematik felsefesindeki sonu gelmez kavgaları "boş metafizik tartışmalar" olarak niteleyip bir kenara itti ve pratik fayda gözeten bir karşılaştırma yöntemi önerdi. Bu yaklaşım, mantık ve dil felsefesinde tekil doğrulardan çoğulcu ve pragmatik bir anlayışa geçişin simgesi haline geldi.

 



[1] Carnap, La syntaxe logique du langage, Payot, Paris, 1934, § 17.

 

 

[2] Carnap, "Empirisme, sémantique et ontologie", trad. P. de Rouilhan & J. Proust, dan Manifeste du Cercle de Vienne et autres écrits, Vrin, Paris, 1997, p. 315.

[3] Ibid., p. 317.

[4] Ibid., p. 317.

 

[5] Carnap, La syntaxe logique du langage, s. 63.

[6] Ibid., p. 65.

[7] Ibid., p. 72.

 

 

[8] Ibid., pp. 100-102.

 

[9] Carnap, “Empirisme, sémantique et ontologie”, p. 340.