DİL FELSEFESİ AÇISINDAN
Felsefe Tarihçilerinin Tarih Yazımının
Eleştirisi: Thales Okumalarında Dilsel Kör Nokta
Felsefe tarihçilerinin büyük çoğunluğu, Thales'in
"arkhe sudur" görüşünü, varlığın temelini tek bir ilkeye indirgeme
girişimi olarak sunar ve bunu felsefe tarihinde önemli bir başlangıç olarak
selamlar. Bu anlatıda Thales, mitolojik açıklamadan rasyonel açıklamaya geçişin
simgesi; "su" tezi ise doğa felsefesinin ilk örneği olarak
konumlandırılır. Ancak bu okuma, tezi dil felsefesi açısından sorgulamaksızın
"bilgi" ya da "felsefi başlangıç" kategorisine yerleştirir.
Oysa söz konusu görüş, dil felsefesi açısından ele alındığında ciddi kavramsal
ve anlamsal sorunlarla karşılaşır. Bu yazı, felsefe tarihçilerinin Thales
okumalarını, dil felsefesi eleştirileri ekseninde yeniden değerlendirmeyi ve bu
okumaların tarih yazımı düzeyindeki yöntemsel zaaflarını ortaya koymayı
amaçlamaktadır.
Felsefe tarihçilerinin gözden kaçırdığı asıl problem,
Thales'in yalnızca "su"yu arkhe olarak seçmiş olması değildir. Asıl
problem, "su" gibi belirli bir doğal varlığı gösteren bir kavramın,
herhangi bir anlam değişimini açıkça ortaya koymadan bütün varlığın temelini
ifade eden evrensel bir ilke haline getirilmesidir. Başka bir ifadeyle Thales,
ontolojik bir iddiayı dilsel olarak temellendirmeden ortaya koymaktadır.
"Su" sözcüğü gündelik kullanımında belirli bir doğal varlığı
gösterirken, Thales'in tezinde aynı sözcük bütün gerçekliği açıklayan bir ilke
olarak kullanılmaktadır. Böylece sözcüğün gündelik anlamı ile felsefi işlevi
arasında bir kopukluk meydana gelmektedir. Dil felsefesi açısından bir sözcüğün
anlam alanını genişletmek, onun gösterdiği gerçekliğin de aynı ölçüde
genişlediğini kanıtlamaz. Felsefe tarihçilerinin bu kopukluğu görmezden
gelmesi, Thales okumalarının temel kör noktasıdır.
1. Aşırı Genelleştirme: Tarih Yazımının
Göremediği Kavram Şişmesi
Felsefe tarihçileri, Thales'in "su" kavramını
bütün varlığın temeli yapmasını, onun evrensel bir ilke arayışının doğal sonucu
olarak sunar. Oysa Thales'e yöneltilebilecek ilk eleştiri, "su"
kavramını aşırı derecede genişletmesidir. Gündelik dilde "su", diğer
doğal varlıklardan ayırt edilebilen belirli bir maddeyi ifade eder. Su, taş
değildir; ateş değildir; hava değildir; toprak değildir. "Su"
sözcüğünün anlamlı olmasının koşullarından biri de tam olarak bu ayırt edilebilirliktir.
Buna karşılık Thales, "su"yu bütün varlığın temel
ilkesi olarak belirlediğinde, kavramın kaplamını neredeyse sınırsız hale
getirir. Taşın, toprağın, havanın, canlıların ve diğer doğal varlıkların nihai
temelinin de su olduğunu ileri sürer. Böylece "su", kendisini su
olmayanlardan ayıran sınırları aşarak evrensel bir kategoriye dönüşür. Bir
kavramın kapsamını bütün varlığı içine alacak şekilde genişletmek, o kavramın
açıklayıcı gücünü artırmak yerine azaltır. Çünkü eğer her şey su ise,
"su" artık varlıklar arasındaki farklılıkları açıklayamaz. Bir kavram
her şeyi kapsadığında, paradoksal olarak hiçbir şeyi açıklayamaz.
"Su" sözcüğünü taş, hava, ateş ve canlılar için aynı temel açıklama
olarak kullanmak, bu varlıkların neden birbirlerinden farklı oldukları sorusunu
cevapsız bırakır.
Felsefe tarihçilerinin bu kavram şişmesini "Thales'in dehası"
olarak sunması, dilsel bir problemi felsefi bir erdem gibi gösterme hatasına
düşer. Tarih yazımı burada bir kavramın içlemini kaybedip kaplamını bütün
gerçekliğe yaymasını, yani bilgi değerini yok etmesini görmezden gelir.
2. Anlam ile Gönderge Arasındaki Belirsizlik:
Tarihçilerin Göz Ardı Ettiği Referans Sorunu
Felsefe tarihçileri, Thales'in "su"sunun ne
olduğunu genellikle tartışmasız kabul eder: deniz, yağmur, nem ya da ilk madde.
Oysa Thales'in tezine yönelik ikinci eleştiri, "su"nun anlamı ile
referansı arasındaki belirsizliktir. Frege'nin anlam (Sinn) ve gönderme
(Bedeutung) ayrımını kullanarak bu problem daha açık biçimde ifade edebiliriz.
Thales'in "su"yu gerçekten gündelik deneyimde
karşılaştığımız suyu mu ifade etmektedir? Eğer cevap evetse, o zaman taşın,
toprağın veya havanın nasıl olup da sudan meydana geldiğinin açıklanması
gerekir. Eğer "su" gündelik anlamındaki suyu ifade etmiyorsa,
Thales'in hangi varlığa veya ilkeye "su" adını verdiğini açıklaması
gerekir. Tam da burada Thales'in tezinin anlamsal belirsizliği ortaya çıkar.
Thales'in "su"yu deniz midir, yağmur mudur, nem midir, canlıların
yaşamını sağlayan sıvı mıdır, yoksa bütün bu örneklerin temelinde bulunan
varsayımsal bir ilk madde midir? Bu sorular cevaplanmadan "su
arkhedir" önermesinin açık bir gönderime sahip olduğu söylenemez.
Felsefe tarihçilerinin bu belirsizliği "Thales'in
döneminde kavramlar henüz olgunlaşmamıştı" gerekçesiyle savuşturması,
referans sorununu ortadan kaldırmaz; yalnızca onu tarihsel bir mazerete
dönüştürür. Bir varlığı bütün gerçekliğin temeli olarak ilan etmeden önce, o
varlığın hangi anlamda ve hangi gönderme alanında kullanıldığını açıklamak
gerekir. Thales'in tezinde bu ayrım yeterince açık değildir ve felsefe tarihi
anlatıları bu eksikliği gizler.
3. Somut Madde ile Soyut İlkenin
Karıştırılması: Tarih Yazımının Kutsadığı Kategori Hatası
Felsefe tarihçileri, Thales'in "su"yu arkhe
yapmasını, somut bir maddeden soyut bir ilkeye geçişin ilk örneği olarak över.
Oysa Thales'in üçüncü problemi, somut bir doğal varlık ile soyut bir ontolojik
ilkeyi aynı kavramsal düzlemde ele almasıdır. "Su", deneyimlenebilen
doğal bir varlıktır. "Arkhe" ise varlıkların kaynağını, temelini veya
ilkesini ifade eden felsefi bir kavramdır. Bu iki kavram aynı türden değildir.
Thales, "su"yu arkhe olarak belirleyerek bir doğal
maddeyi bütün varlığın açıklama ilkesi haline getirir. Bu geçişin kendisi
açıklanmaya muhtaçtır. Neden herhangi bir doğal varlık, bütün gerçekliğin temel
ilkesi olabilmektedir? "Su"nun var olması ile "su"nun
varlığın ilkesi olması arasında mantıksal bir zorunluluk yoktur. Bir şeyin
doğal dünyada önemli olması, onun ontolojik olarak bütün varlıkların temelini
oluşturduğunu göstermez. Bu nedenle Thales'in tezinde adlandırma ile
gerekçelendirme birbirine karışmaktadır. "Su"ya arkhe adını vermek,
onun gerçekten arkhe olduğunu kanıtlamaz.
Felsefe tarihçilerinin bu kategori hatasını "felsefenin
doğuşu" olarak kutsaması, dilsel bir sıçramayı tarihsel bir zafer gibi
sunma eğiliminin ürünüdür. Tarih yazımı burada adlandırma (naming) ile açıklama
(explaining) süreçlerini birbirine karıştırır: bir nesneye isim vermek, o adın
temsil ettiği şeyin doğasını veya varoluşsal önceliğini temellendirmez.
4. Metafor ile Gerçeklik İddiasının
Karıştırılması: Tarihçilerin Belirsiz Mirası
Thales'in "su" kavramına yüklediği anlamın
metaforik olup olmadığı da ciddi bir problemdir. Eğer Thales suyu gerçekten
fiziksel bir madde olarak düşünüyorsa, "her şey sudur" önermesi
literal bir ontolojik iddia haline gelir. Böyle bir durumda Thales'in, farklı
varlıkların sudan nasıl meydana geldiğini açıklaması gerekir. Ancak Thales'in
"su"yu akışkanlık, yaşam, dönüşüm veya kaynak gibi özellikleri
nedeniyle seçtiği varsayılırsa, "su" aynı zamanda metaforik bir
açıklama modeli olarak okunabilir. Bu iki kullanım birbirinden ayrılmadığında
ciddi bir anlam belirsizliği ortaya çıkar.
Metaforik bir kavramı ontolojik bir özdeşlik önermesi gibi
kullanmak, dilin farklı işlevlerini birbirine karıştırmaktır. "Su"
yaşamın kaynağını temsil eden bir metafor olabilir. Ancak "su yaşamın
kaynağını temsil eder" önermesi ile "bütün varlık gerçekte
sudur" önermesi aynı şey değildir. İlkinde bir benzetme ve yorumlama
vardır; ikincisinde ise gerçekliğin yapısına ilişkin ontolojik bir iddia
bulunmaktadır. Thales bu iki düzeyi birbirinden ayırmadığında, "su" hem
metafor hem madde hem de metafizik ilke olarak kullanılmaya başlanır. Böylece
kavramın anlamı istikrarsız hale gelir.
Felsefe tarihçileri bu istikrarsızlığı genellikle "Thales'in çok katmanlı düşüncesi" olarak yumuşatır; oysa burada bir çok katmanlılık değil, bir kategori karışıklığı söz konusudur. Tarih yazımı, çok anlamlılık (polysemy) ve eş sesliliği kavramsal birer araç gibi kullanarak, farklı semantik alanlara çekilebilecek tek bir kavramın anlam katmanlarını ayrıştırmadan ontolojik bir temele dönüştürülmesine göz yumar.
5. "Her Şey" İfadesinin
Doğrulanabilirlik Sorunu: Tarihçilerin Anakronizm Kalkanı
Thales'in tezindeki problem yalnızca "su"
kelimesinden kaynaklanmaz. "Her şey" ifadesi de önemli bir sorun
oluşturur. "Her şey sudur" önermesi son derece kapsamlı bir iddiadır.
Çünkü bu önerme yalnızca belirli doğal varlıkları değil, karşılaşılabilecek bütün
varlıkları kapsar. Bu durumda temel soru şudur: Bu önermenin yanlış olduğunu
gösterecek hangi durum söz konusu olabilir? Eğer taşın su olmadığı söylenirse,
Thales taşı "suyun başka bir biçimi" olarak açıklayabilir. Ateş için
de benzer bir açıklama yapılabilir. Hava için de aynı yöntem kullanılabilir.
Böylece karşılaşılabilecek her örnek başlangıçtaki tezle uyumlu hale
getirilebilir.
Felsefe tarihçileri bu sorunu genellikle anakronizm
kalkanıyla savuşturur: "Thales'in döneminde doğrulanabilirlik ölçütleri
yoktu." Elbette Thales'in döneminde bu ölçütlerin bulunmadığı açıktır;
dolayısıyla Thales'in modern bilim felsefesinin kriterlerini ihlal ettiğini
söylemek tarihsel açıdan doğru olmaz. Ancak modern dil felsefesi açısından
geriye dönük bakıldığında, tezin hangi koşulda yanlış kabul edilebileceğinin
açık olmaması önemli bir sorun olarak görünmektedir. Böyle bir önerme, açıklama
gücü yüksek görünen fakat sınanma koşulları belirsiz olan bir önerme haline
gelebilir. Tarihçilerin anakronizm uyarısı, tezin dilsel statüsünün
sorgulanmasını engellememelidir; çünkü burada sorgulanan Thales'in tarihsel
bağlamı değil, ona atfedilen önermenin mantıksal-dilsel yapısıdır. Olası bir
deneyimin ve doğrulanabilirliğin dışında kalan alanlara işaret etmek üzere
kurgulanan kavramlar, anlam ile doğrulama/gönderme arasındaki semantik bağı
tamamen koparır.
6. Mitos ile Logos Arasındaki Gerilim:
Tarihçilerin Yücelttiği Geçişin Yarım Kalmışlığı
Felsefe tarihçileri, Thales'i mitostan logosa geçişin
kahramanı ilan etme konusunda neredeyse hemfikirdir. Ancak Thales'e yönelik
başka bir eleştiri de bu geçişin onun düşüncesinde tam ve tutarlı bir biçimde
gerçekleşmediği yönündedir. Thales çoğu zaman doğayı tanrısal anlatılar yerine
doğal bir ilke aracılığıyla açıklamaya çalışan ilk düşünürlerden biri olarak
değerlendirilir. Ancak ona atfedilen bazı ifadeler, mitolojik düşüncenin
tamamen ortadan kalkmadığını göstermektedir. Bu nedenle Thales'in dili bütünüyle
logos dili olarak kabul edilemez. Onun söyleminde mitolojik düşüncenin izleri
ile doğal açıklama arayışı bir arada bulunabilir.
Bu durum Thales'in tezinin dilsel yapısında bir gerilim
yaratır. Bir tarafta doğayı doğal bir ilke aracılığıyla açıklama isteği vardır;
diğer tarafta önceki kozmolojik ve mitolojik düşüncenin kavramsal mirası devam
etmektedir. Thales'e yöneltilebilecek eleştiri, mitostan logos'a geçtiğini
ileri sürmekten çok, bu geçişin gerektirdiği kavramsal ayrımları yeterince
geliştirmemiş olmasıdır. "Su" bu açıdan geçişin sembolüdür. Mitolojik
kozmolojinin unsurlarından biri olmaktan çıkarılıp rasyonel bir açıklama ilkesine
dönüştürülmeye çalışılır; ancak bu dönüşümün kavramsal sınırları açıkça
belirlenmez. Felsefe tarihçilerinin bu yarım kalmış geçişi "tam bir
devrim" olarak sunması, Thales imgesinin idealleştirilmesinden
kaynaklanır.
7. Kavramsal Dilin Yetersizliği: Tarihçilerin
Mazeret Olarak Kullandığı Argüman
Thales'in tezine yönelik bir başka eleştiri, kullandığı
kavramsal araçların ontolojik iddiasını taşımakta yetersiz kalmasıdır. Thales,
varlığın temelini açıklamak gibi son derece soyut bir problemle karşı
karşıyadır. Fakat bu problemi ifade etmek için henüz gelişmiş bir felsefi
terminoloji bulunmamaktadır. "Töz", "öz", "form",
"nedensellik" veya "ontolojik temel" gibi daha sonraki
dönemlerde ayrıştırılacak kavramlar henüz sistematik bir terminoloji haline
gelmemiştir. Bu nedenle Thales, soyut bir ontolojik problemi somut bir isim
aracılığıyla ifade etmek zorunda kalmıştır.
Fakat bu durum onun tezinde önemli bir dilsel eksiklik
yaratır. Çünkü "su" hem gündelik deneyimin nesnesi hem de felsefi
açıklamanın kavramı haline gelir. Thales, açıklamak istediği soyut ontolojik
ilişkiyi ifade etmek için kullandığı kavramın soyutlama düzeyini yeterince
belirlememiştir. Böylece dil, düşüncenin genişliğini taşımakta zorlanır.
Thales'in düşüncesinin problemi yalnızca ne söylediği değil, söylemek istediği
şeyi hangi kavramsal araçlarla söylemeye çalıştığıdır.
Felsefe tarihçileri bu eksikliği sürekli "dönemin
imkânları" gerekçesiyle meşrulaştırır. Oysa bir eksikliği tarihsel olarak
açıklamak, onu dilsel olarak savunmak anlamına gelmez. Thales'in kavramsal
dilinin yetersizliği, onun tezinin bilgi statüsünü doğrudan etkiler. Tarih
yazımı burada dilbilgisel yapının ontolojiye yansıtılmasından (hypostasization)
doğan sorunları, "dönemsel koşullar" bahanesiyle görünmez kılar.
8. Dil ile Gerçeklik Arasındaki İlişkinin
Varsayılması: Tarihçilerin Sorgulamadığı Örtük Varsayım
Thales'in tezinin arkasında örtük bir başka varsayım daha
bulunmaktadır: Gerçekliğin temel yapısının bir kavram aracılığıyla doğrudan
ifade edilebileceği varsayımı. "Su arkhedir" demek, dil ile gerçeklik
arasında oldukça güçlü bir bağ kurmaktır. Buna göre dil, gerçekliğin temel
yapısını ifade edebilecek durumdadır. Ancak Thales bu varsayımı ayrıca
temellendirmez. Bir sözcüğün gerçeklikte bir şeye gönderme yapması ile
gerçekliğin bütün yapısını açıklaması arasında önemli bir fark vardır. "Su"nun
gerçek bir doğal varlığa işaret etmesi, onun bütün varlığın temelini
oluşturduğunu göstermez. Bu nedenle Thales'in tezinde dilsel adlandırma ile
ontolojik açıklama arasında bir sıçrama bulunmaktadır. "Su" adını
kullanmak bir şeyi adlandırır; fakat onu açıklamaz. Bir şeyin neden temel ilke
olduğunu göstermek için ayrıca bir gerekçelendirme gerekir.
Felsefe tarihçileri bu örtük varsayımı hiç sorgulamaz; çünkü
onların anlatısında dil, gerçekliğin doğrudan aynası olarak iş görür. Oysa dil
felsefesinin temel dersi, dil ile gerçeklik arasında hiçbir zaman doğrudan bir
özdeşlik bulunmadığıdır. Dilde mantıksal ve kavramsal olarak bütünlüklü bir
sistem kurmak mümkündür; ancak zihinsel/dilsel düzeyde sağlanan bu tutarlılık,
dille ifade edilen dış gerçekliğin de ontolojik olarak tek veya bütünlüklü
olduğunu garanti etmez.
9. "Neden Su?" Sorusunun
Cevapsızlığı: Ontolojik Taahhüdün Gerekçesizliği
Thales'in "su"yu arkhe olarak belirlemesi, aynı
zamanda belirli bir ontolojik taahhütte bulunması anlamına gelir. Thales,
gerçekliğin temelinde suyun bulunduğunu ileri sürmektedir. Ancak burada temel
soru şudur: Neden su? Suyun doğadaki önemi, yaşamla ilişkisi veya değişik
biçimlerde bulunabilmesi, onun mutlaka bütün varlığın temelini oluşturduğunu
göstermez. Başka bir deyişle Thales'in gözlemlediği bazı özelliklerden
ontolojik bir sonuç çıkardığı görülmektedir. Ancak bu geçişin mantıksal
gerekçesi yeterince açık değildir.
Bu nedenle "su"nun arkhe olarak seçilmesi,
yalnızca bir keşif değil, aynı zamanda bir kavramsallaştırma ve adlandırma
işlemidir. Thales, belirli bir doğal unsura evreni açıklama ayrıcalığı
vermektedir. Dil felsefesi açısından eleştiri tam burada yoğunlaşır: Bir
varlığa ontolojik öncelik vermek, onu dilsel olarak "arkhe" diye
adlandırmakla gerçekleştirilemez.
Felsefe tarihçileri "neden su?" sorusunu
genellikle Thales'in gözlemlerine (nemlilik, yaşam, dönüşüm) bağlayarak
cevaplar; ancak bu cevap, gözlemsel bir önemin ontolojik bir önceliğe
dönüştürülmesinin gerekçesini vermez. Tarihçilerin bu boşluğu "Thales'in
sezgisi" ile doldurması, felsefi bir gerekçelendirme değildir. Genel
kavramların ifade gücü ile ontolojik bağımsızlık arasındaki ilişkide de aynı
hata belirir: Birçok tikel nesneye uygulanabilen genel bir terimin dilde
bulunması, o terimin temsil ettiği anlamın tikel nesnelerden bağımsız, aşkın
bir nesnel karşılığı olduğu anlamına gelmez.
10. Tarihsel Aktarım Sorunu: Tarihçilerin
Kendi İnşa Ettikleri Thales
Thales'e yönelik dilsel eleştirinin son derece önemli bir
başka boyutu da onun düşüncelerinin bize doğrudan ulaşmamış olmasıdır.
Thales'in kendi yazılarının bulunmaması veya düşüncelerinin büyük ölçüde daha
sonraki kaynaklar üzerinden aktarılması, "su" tezinin nasıl formüle
edildiği konusunda ciddi bir belirsizlik yaratır. Dolayısıyla bugün
"Thales şöyle demiştir" dediğimizde, çoğu zaman Thales'in doğrudan
dilinden değil, onu aktaran sonraki filozofların dilinden söz etmekteyiz.
Bu durum eleştirinin kapsamını sınırlar. Thales'in gerçekten
"her şey sudur" şeklinde bir cümle kurup kurmadığı veya
"su" kavramına bizim bugün yüklediğimiz anlamları verip vermediği
kesin değildir. Bu nedenle Thales'e yöneltilen dil felsefesi eleştirisi, onun
kendi sistematik dil teorisine değil, ona atfedilen "su arkhedir"
düşüncesinin dilsel yapısına yöneltilmelidir. Bu ayrım yapılmadığında, modern
dil felsefesinin kavramlarını doğrudan Thales'in görüşleriymiş gibi
değerlendirme riski ortaya çıkar.
Ancak buradaki asıl eleştiri felsefe tarihçilerine
yöneliktir: Onlar, aktarım belirsizliğini bir yandan kabul ederken diğer yandan
Thales'i son derece net bir doktrinin sahibi gibi sunarlar. Tarihçilerin
Thales'i, kendi anlatılarının ihtiyaç duyduğu tutarlı bir figür olarak inşa
ettikleri görülmektedir. Aktarım sorunu, bu inşanın en görünür olduğu yerdir.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder